Ana Sayfa Türkiye 16 Kasım 2019 187 Görüntüleme

Varoluşçuluğun Önderi; Sartre – Umut Çakır

”İnsanoğlu özgürlüğe yazgılıdır; çünkü, bir kere dünyaya atıldıktan sonra yaptığı her şeyden sorumludur.” Jean-Paul Sartre

Merhaba sevgili okur. Filozoflar serimizin dördüncüsüyle karşınızda olmaktan mutluluk duyuyorum. Yaptığım planlamalar sonucunda bir sonraki serinin konunun psikologlar olmasına karar verdim. Bu anlatılarımı sizlerin huzuruna sunmaktan kıvanç duyuyorum. Ancak öncelikle filozoflar serimizi tamamlamamız gerekecek. Yolumuz uzun, yazacak çok şey var. Bu yazımda sizlerle Varoluşçuluk fikrinin öncüsü olan Jean-Paul Sartre ile tanıştıracağım. İmkanınız var ise bir bardak sıcak içeceğiniz ile bu yazının tadını çıkarın, başlıyoruz. Esenlikler dileklerimle..

Jean-Paul Sartre, sıcak bir yaz günü 21 Haziran 1905’te Fransa’nın başkenti Paris’te dünyaya geldi. Ancak henüz 15 aylıkken babasını kaybetti. Babasının vefatından sonra annesinin kucağında, saygın bir felsefeci ve din yazarı olan dedesi  Karl Schweitzer’in evinin yolunu tuttular. Dedesinin inançları ile büyüdükçe çekişme yaşayan Sartre buna rağmen dedesinden eğitim almak konusunda istekliydi.

Sartre 1924 yılında dönemin önemli üniversitelerinden Ecole Normale Superieure’de felsefe öğrenimi gördü. 1928 yılına geldiğimizde ise yaşam boyu yol arkadaşı olacak, Kadın ‘’İkinci Cins’’ isimli dev eseri yazdıkları Simone de Beauvoir ile tanışacaktı. Sartre mezun olduğunda mezun olunca orduya katıldı ve sonrasında bir öğretmenlik işi buldu. Edmund Husseri ile felsefe çalışmları yapmak üzere 1933 yılında Berlin’e taşındı. Berlin’de Martin Heidegger ile de yakın arkadaşlık kurdu. Bu iki düşünürün çalışmaları Sartre’nin kendi felsefesi üzerinde derin bir etki bırakacaktı..

Yıl 1938.. Jean-Paul Sartre’ın dev eseri olan Bulantı yayımlandı..

1939 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Fransız ordusuna çağırılan Sartre, 1940 yılında Almanlar tarafından dokuz ay boyunca savaş esiri olarak tutuldu. Bu süre zarfında en tanınmış varoluşçu eseri olan Varlık ve Hiçlik’i yazmaya başladı. 1941’de ise artık özgürdü..

1943 yılında Varlık ve Hiçlik yayımlanınca Sartre’ın ünü hızla yayılmaya başladı ve bu eser sayesinde savaş dönemi sonrası dönemin kilit aydınlarından biri sayıldı..

Bir süre sonra Les Temps Modernes dergisinde editörlük görevine başladı. Burada sürekli yazma ve felsefesini geliştirme olanağı buldu. Zamanın siyasal ve toplumsal dünyasına odaklandı ve bunun sonucunda bir siyasi eylemci oldu. Sartre, yaşamının geri kalanını siyasi eylemciliğe bağlı bir şekilde yaşadı. Sağlam bir sosyalist olan Sartre, Soğuk Savaş sırasında Sovyetçilikte öne çıkan totalitercilik durumunu eleştirmesine rağmen Sovyetler Birliği’ni destekledi. Marksizm’i desteklemek üzere Fidel Castro ve Che Guevara ile buluştu. Vietnam Savaşı’na karşı bir tutum ortaya koydu. Ardından Fransa’nın Cezayir’i sömürgeleştirmesini açıktan açığa eleştirmesi ile ünlendi.

Sartre üretken bir yazardı. 1964 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü ancak hiçbir yazarın bir kuruma dönüştürülmemesi gerektiğini ve Doğu ile Batı kültürlerinin bir kurumun yardımı olmadan birbiriyle alışverişte bulunabilmeleri gerektiğini öne sürerek bu ödülü reddetti. Kapsamlı yazarlık mesleği süresince felsefe kitapları, filmler, piyesler kaleme aldı.

Sartre’ın çalışmaları, gelmiş geçmiş en derin felsefi çalışmalar arasında sayılmaktadır..

Biraz da Sartre’ın felsefi izleklerinden bahsedelim..

Kendini Bilmek ;

Sartre, her bireysel kişinin, özbilinç sahibi bir ‘’kendisi için varlık’’ olduğu kanısındaydı. Sartre’a göre insanlar asli bir doğaya sahip değillerdir. Daha çok bir özbilince ve bilince sahiptirler. Bunlar her zaman değişebilir durumdadırlar.

Sartre’a göre özgerçekleştirim, yani kişinin mevcut durumunu değiştirerek geliştirme süreci, her zaman mümkündür. Kişi bunu yapmak için, Sartre’ın ‘’olgusal gerçeklilik’’ dediği şeyi tanıyıp kabul etmelidir.

Sartre’ın kanısına göre, gerçekten özgün biricik bakış açısı tarzı, bir birey kendi bilincinden srumlu olmakla birlikte, ben bilincinin asla somut bilinçle özdeş olmayacağını anlamaktadır.

Sartre’a göre varlığın iki türü vardır:

. en-soi (kendine varlık) : Hem tanımlanabilen hem de tam bir öze sahip şeyler, ancak tam bir öze sahip olduklarının ve kendilerinin bilincinde değildirler. Örnek olarak kayalar, ağaçlar ve kuşları verebiliriz.

. pour-soi (kendisi için varlık) : Bilince sahip oldukları gerçeğiyle tanımlanan ve var olduklarının bilincinde olan, aynı zamanda da en-soi ile ilişkisi tam öze sahip olmadıklarını bilinçli şekilde fark eden şeyler. Buna en büyük örnek insandır.

Ötekinin Rolü :

Sartre, bir kişinin, ancak başka bir başka bir ‘’kendisi için varlığın’’ onu gözlemlediğini görünce kendi varoluşunun farkına vardığını söyler. Nitekim insanlar ancak kendileri gibi bilinç sahibi olan başka insanlarca görüldükleri zaman bilinçli şekilde kendi kimliklerinin farkına varırlar. Dolayısıyla, bir kişi kendini ancak başkalarıyla ilişki içinde anlar.

Sartre devam ederek, ‘’öteki’’yle karşılaşan kişinin ilk başta şaşkınlığa uğrayabildiğini, çünkü öteki bilinçli varlığın onu dış görünüşüne, tipine ve özüne göre nesnelleştirdiğini düşünebileceğini öne sürer. Sonuç olarak o zaman bir kişi, ötekilerin her türlü bilinçten yoksun basit ve tanımlanabilir nesneler olarak göremeye kalkışabilir. Sartre’a göre ırkçılık, cinsiyetçilik ve sömürgecilik gibi şeylere tanık olmamızın nedeni ötekine dair fikirdir.

Sorumluluk :  

Sartre, tüm bireylerin özsel özgürlüğünün bulunduğuna ve insanların eylemlerinden, bilinçlerinden, benliklerinden tüm yönlerinden sorumlu olduklarına inanıyordu. Sartre’a göre, bir kişi kendinden sorumlu tutulmamayı arzulasa bile, bu bilinçli bir karardır ve o kişi, eylemsizliğinin sonuçlarından sorumludur.

Bu anlayışın temelinde Sartre, etiğin ve ahlak kurallarının öznel olduğunu, bireyin vicdanıyla ilgili olduğunu açıklar. Bu nedenle, herhangi bir türden evrensel etiğin ya da ahlakın olamayacağını belirtir.

Özgürlük :  Sartre, insanların her zaman özgürlüğe sahip oldukları kanısındadır. Bir kişi ne denli nesneleştirilmiş olursa olsun, özgürlüğünün ve bilincin var olduğu gerçeği, bireylerin hala bir şeyleri meydana gelmesini sağlama yeteneğine sahip bulundukları anlamına gelir. Sartre’a göre, insanın fıtratındaki bilinç özgürlüğü hem bir armağan hem de bir lanettir. Özgürlük, kişinin yaşamını değiştirmesine ve şekillendirmesine olanak verebilmekle birlikte, bunun beraberinde getirdiği bir sorumluluk da vardır.

**

1974 yılında gözleri bozulmaya başlayan Sartre, büyük oranda göremez olmuştu. 15 Nisan 1980 yılında akciğer ödeminden ötürü doğduğu şehir Paris’te yaşama veda etti.

Eserleri : Varoluşçuluk, Altona Mahpusları, Diyalektik Aklın Eleştirisi, Edebiyat Nedir?, Sözcükler, Yazınsal Denemeler, Bulantı, İmgelem, Baudelaire, Ego’nun Aşkınlığı, İş işten Geçti, Varlık ve Hiçlik, Duvar, Çark, Akıl Çağı (Özgürlüğün Yolları 1), Yaşanmayan Zaman (Özgürlüğün Yolları 2),  Tükeniş (Özgürlüğün Yolları 3), Toplu Oyunlar  (Gizli Oturum, Mezarsız Ölüler, Sinekler, Kirli Eller, Şeytan ve Yüce Tanrı, Saygılı Yosma), Hepimiz Katiliz (Sömürgecilik Bir Sistemdir), Tuhaf Savaşın Güncesi, Yöntem Araştırmaları, Aydınlar Üzerine, Yahudi Sorunu, Estetik Üstüne Denemeler

Uzun soluklu bir Jean-Paul Sartre anlatısı ile sizlerle oldum. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, okumakla kalınız..

Visits: 516
Hazır Site by Uzman Tescil