Ana Sayfa Türkiye 13 Kasım 2019 157 Görüntüleme

Siyaset Bilimi ve Demokrasi Üzerine – Berker Kocaoğlu

Politika tarih boyunca ilk ortaya çıktığı dönemlerden beri tartışmalı bir konu olmuştur. Aynı şekilde bu kavramla birlikte gelişen demokrasi de böyledir. Toplumun ihtiyaçlarına en iyi şekilde cevap verme ve gene onları refaha ulaştırma, geçmişte krallar ve onların seçkin yönetim kadrosuyla, modern dönemde ise medeniyetlerin gelişmesiyle birlikte meclis sisteminin anlam kazanması  ve bu bağlamda politikacıların ortaya çıkmasıyla sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak siyaset bir çözüm getirmenin aksine kargaşa ortamı yaratmış, insan haklarının gelişmesiyle özellikle demokrasi kavramı da önemli derecede ivme kazanmıştır. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra demokrasi tanımı, kutuplu dünyanın Batı ülkeleri tarafından propagandası ile Sovyetler Birliği’ni ve ona bağlı Varşova Paktı devletlerini eleştirme yönünde acımasızca kullanılmıştır. Burada şu soruyu kendimize sormak önemlidir, demokrasi kim için adalet getirir ve kim için olumlu anlamlar taşır? Bu soruya her ülkenin ve her farklı sınıfın insanı farklı farklı cevaplar verecektir lakin demokrasi olarak adlandırılan kavramın altında ezilenler için ortak bir cevap vardır.

Kişilerin çıkarlarına hizmet eden demokrasi, ilk ortaya çıktığı ülkelerde belirmeye başladığı vakit kuralları da o ülkelerin mutlak yöneticileri tarafından belirlenir ve bu da doğal olarak herkese uymayabilir. Bunlar araştırmacılar tarafından düşünülmeye başlanmadan çok önce 19. yüzyılda tam bir siyasi ideoloji kargaşası çıkmış sıradan insanların veya araştırmacıların aralarından sıyrılan filozoflar ve ideologlar 20. yüzyılda birçok mücadeleye ve kan dökülmesine sebebiyet verecek kendilerince en iyi olarak adlandırdıkları sistemlerini geliştirmişlerdir.

Anarşizm en çok dikkat çeken ideolojilerden birisi olmuştur ve komünizmden farklı olarak dünyada hiç pratik bir örneği bulunmamaktadır. 19. yüzyılda Sanayi Devrimi altında ezilen insanların bir çıkış yolu arama isteğinden ötürü bu yeni ideolojiere yönelme hevesleri içinde bulundukları yüzyılda ve sonrasında devamlı olarak artmıştır. Buna o dönemde en iyi cevap veren şüphesiz Marx ve yoldaşlarıydı lakin diğer bütün var olan ve sonraki yüzyıllarda da olacak ideolojilerden farklı olarak anarşizm ve savunucuları, Marx ve onun komünizm görüşü ile derin bir ideolojik çatışma içerisindeydiler. Siyaset ile politika olgusunu, Marx’ın kapitalizmi ve onun burjuva sınıfını yıkmak için yarattığı geçici devleti reddediyorlardı.

Anarşistler her türlü devlet yapısına, hükümet yapılanmasına ve partilere de tamamen karşı çıkıyorlardı. Onlar için resmi bir örgütlenme de yanlıştı bu yüzden öz örgütlenmeyi savunuyorlardı. Anarşistler savaşa ve silahlanmaya da karşıdır. Buna yönelik olarak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kendisini farklı örgütlenmeler içinde gösteren anarşizm özellikle bu oluşumlardan birisi olan Hippi hareketi ile silahlanmaya karşı olduğunu göstermiştir. Bu bahsettiğim söz konusu örgütlenmeler ile anarşizm, hala ölmediğini ve ruhunu bu topluluklarda yaşattığını bütün dünyaya sergilemiştir. Anarşizmdeki din anlayışına bakacak olursak, aynı komünizm gibi dini tamamen insanlar arasındaki ayrımı körükleyen bir felsefe olarak görür bu yüzden de din olgusunu reddeder ancak dine inananlara saygı gösterir. 

Visits: 404

İlginizi çekebilir

Yüreğimiz Annelerle!

Yüreğimiz Annelerle!

Hazır Site by Uzman Tescil