Ana Sayfa Türkiye 10 Kasım 2019 466 Görüntüleme

Şerif Bey’in İzinde… – Ozan Akarsu

İtalya, 29 Eylül 1911’de Trablusgarp’ı işgale giriştiğinde bu haksız işgalin direnişten evvel dünyaya duyurulması gibi önemli bir durum vardı. Çünkü Osmanlı doğrudan bir müdahale imkânı bulamayacağı gibi kamuoyu nazarında haklılığını ortaya koyamayacak kadar sıkıştırılmıştı. İtalyan gazeteleri manşetlerinde Osmanlı’yı sürekli teslim olan taraf olarak tasvir ederken, Libyalıları kaçışan başıbozuklar gibi gösteriyordu.

Bu algının değişmesi için 2. Meşrutiyet’ten sonra kurulmuş ittihatçı Tanin Gazetesi, o günlerde göreve yeni başlamış genç ve gözü pek bir muhabiri Şerif Bey’i seçti.

Şerif bey, çocukluk yıllarından beri yazmaya çok hevesliydi. Küçük yaşlarından beri şiire olan merakı da herkes tarafından biliniyordu. Askeri okuduğu okulda okuduğu dönemde el gazetesi ile başlayan gazetecilik macerası, duvar gazetesi ile devam etmiş ve nihayetinde Tanin gazetesindeki yeni işiyle beraber hayatına perçinlenmişti. Görev kendisine tebliğ edilir edilmez kabul etti ve yola çıktı.

Şerif Bey, Trablusgarp’a gidebilmek için zorlu yollardan geçerek yolculuğun en önemli durağı olan Port Said’e vardı. Şüphesiz ki yol boyunca yerel aşiretlerin işgale karşı tutumundan cephe hareketlerine kadar neler yazabileceğini düşündü, belki aklına esen şeyleri önce karaladı sonra da yırttı, attı…

 O yıllarda İngiliz denetiminde olan Mısır topraklarından geçiş için Teşkilat-ı Mahsusa’nın özel çabalarıyla vize alabilen Şerif Bey, uçsuz bucaksız Mısır çöllerini geçerek Trablusgarp’a geldi. Burada Molla Cemil, Kuyumcu Hamdi gibi isimlerle yakın olarak direnişe gün be gün tanıklık etmiştir. Yaptığı haberlerde ve yazışmalarda kendisi hakkında hep ‘’Bizim Şerif’’ denirdi.

Yıllar sonra verdiği demeçlerde ‘’Doğrusu, yazmak ve yazabilmek, görüşlerini başkalarına hatta geniş kitlelere iletebilmek ne kadar güzel şeydir kim bilir? Bunun içindir ki ben yazarları, gazetecileri, sanatçıları çok ama çok sever ve takdir ederim’’ diyecekti.

Tarihte ilk kez bir uçağın tüfek atışlarıyla hasar alması sonucu düşmesi ve uçağın pilotu olan İtalyan Yüzbaşı Ricardo Moizo’nun esir alınması ile ilgili haber, Şerif Bey ve beraberindeki muhabirler sayesinde kayıtlara geçti. Üstelik olaydan hemen sonra düşürülen Niuport tipi uçak ile Fethi (Okyar) Adnan (Adıvar) ve Muhiddin Bey’in çektirdiği fotoğraf da önemli bir belge olarak kayıtlarda yerini aldı.

Trablusgarp’tan dönene kadar başta İstanbul’a sonra da tüm dünyaya doğru bir bilgi akışı için çalışan Şerif Bey, yurda döndüğünde de gazete işinin peşini bırakmadı.  İşgal karşıtlığını halka duyurmak için önce 1918 yılında İstanbul’da Minber, sonra 1919 yılında Ankara’da Hâkimiyeti Milliye adında bir gazete çıkardı ve 1920 yılına gelindiğinde işgale karşı direnişin artık Türk Kurtuluş savaşına dönüşmesi sebebiyle Anadolu Ajansını kurdu.

Osmanlı’nın son döneminde dış basın tarafından oluşturulan Osmanlı ve Türk karşıtlığı, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda yeni devletin başına dert olmasın diye mücadele eden Şerif Bey, Türkler hakkında yapılan her türlü yalan ve yanlış haberin karşısında durdu ve muhtemel algı operasyonlarını savuşturdu.

Şerif Bey gerçek bir Türk gazetecilik ruhuydu. Aslında Şerif Bey diye biri de yoktu. Tarih sahnesine Trablusgarp’ta muhabir kimliğiyle çıkan ve tarihteki tartışılmaz yerini aldığında Anadolu Ajansını kuran kişi, Türklerin son Ulus Başbuğ’u Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk idi!

Mustafa Kemal’in gazetelere, gazetecilere ve gazeteciliğe sıcak denebilecek ölçüde ilgi duyması, sadece Trablusgarp’a giderken sahte kimliğinin gereği değildi. O günün şartlarına göre doğru Kamuoyu oluşturmanın en iyi yolu gazete idi. Kitleleri gerçekçi olarak bilgilendirme ve yönlendirme konusunda gazetelerin oynadığı rol ve işlev tartışılmazdı. Ayrıca Atatürk’ün hitabet ve yazı yazma konularına duyduğu ilgi de zaman zaman takma isimler ile gazetelerde yer almasıyla neticeleniyordu.

Böylece askeri kariyeri ile beraber gazetecilik kariyeri de yükselmiş, o zor şartlar altında bir Haber Ajansı kurucusu olmasını bilmişti. Bu sayede Anadolu’daki mücadele hakkındaki karalama kampanyalarının da önüne Mareşal Mustafa Kemal olduğu kadar Gazeteci Şerif Bey kimliğiyle de dikildi. Bu da nihayetinde savaşın başka bir cephesiydi…

Dijital Medya Dünyasının kurallarının yeni yeni yazıldığı günümüzdeki habercilik anlayışı, neredeyse 110 yıl önceki kâğıtlarda can bulan gazetecilik anlayışına çok benziyor. O günlerde kaç sayı çıkarsa çıksın bir gazete köşesinde yer bulan her hevesli vatansever Türk gibi, bugün de nice vatansever Türk bilgisayardan ve telefondan haber ağlarına ulaşarak okuyor ve yorumluyor, sosyal medya sayfaları ve web siteleri ile düşüncelerini insanlara aktarıyor…

Ben de neredeyse 7 yıldır alternatif habercilik bağlamında yakın coğrafyadaki gelişmeleri çok çeşitli sosyal medya ağlarından takip edip, bazen rahatsız edici olsa da bıkmadan etrafımdaki insanlara aktarmaya çalışıyorum. En önemlisi alternatif haber ağlarına olan itibarın artacağı günleri bekleyerek, çalışmalarıma genellikle sosyal medyada, bazen bir yerel internet televizyonunda, bazen de bir enstitünün haber köşesinde devam ediyorum.

10 Kasım Günü bize bir ülke ve gelecek bırakarak aramızdan ayrılan Ulus Başbuğu Mustafa Kemal Atatürk’ün basın hakkındaki şu sözünü her zaman önemseyecek ve Gazeteci Şerif Bey’in izinde yürüyeceğim.

‘’Basın Milletin Müşterek Sesidir!’’

gazeteci şerif bey ile ilgili görsel sonucu
Visits: 785
Hazır Site by Uzman Tescil