Ana Sayfa Türkiye 5 Kasım 2019 151 Görüntüleme

Genetik, Antropoloji ve Tarih Nedir, Ne Değildir (II) – Denizcan Dede

Bu makaleden bir önceki makalemi okumadıysanız, önce onu okumanızı salık veririm zira konular birbiriyle bağlantılı:

Normalde kökenbilimin biyolojik açısı hakkındaki bu yazımı aksatmadan, hızlı hızlı yayınlamak niyetindeydim. Gelgelelim, vize haftasının yaklaşması, canlı yayın, hayatın hayhuyu derken sizleri epey beklettim, ilk olarak bu yüzden özür dilerim. Ayrıca, normalde bu hafta başka bir konuyu işlemeyi düşünüyordum, gelgelelim Türkiyem TV’de konuk olduğum programda atladığım, unuttuğum, zamanı yetiştiremediğim çok önemli noktalar olduğunu fark ettim. Buna binaen, o kaçırdığım noktaları mümkün olduğunca açmak için bu yazıyı kaleme alıyorum.

Bakmak ve Görmek, Okumak ve Anlamak…

Bakmak ve görmek arasındaki fark üzerine çok güzel bir fıkra vardır.

“Sherlock Holmes ile Dr. Watson kampa giderler. Güzel bir yemek yiyip bir şişe de şarabı devirdikten sonra uykuya dalarlar. Birkaç saat sonra Holmes uyanır ve arkadaşını dürtükler.
“Watson, yukarıya bak ve bana ne gördüğünü söyle.”
Watson cevap verir:
“Milyonlarca yıldız görüyorum.”
Holmes sorar:
“Bu sana neyi gösteriyor?”
Watson bir an düşünür ve yanıtlar:
” Astronomik olarak milyonlarca galaksinin ve dolayısıyla milyarlarca gezegenin varlığını görüyorum. Yıldızların konumuna bakarak saatin 3’ü çeyrek geçtiğini çıkarıyorum. Teolojik olarak tanrının kudretini ve kendi acizliğimizi görüyorum. Meteorolojik açıdan da bugün havanın çok güzel olacağını tahmin ediyorum. Neden sordun? Sana ne gösteriyor?”
Holmes arkadaşını sabırla dinlemiştir ama artık dayanamaz:
”Gerizekalı mısın? Ben bir tek şey görüyorum: Çadırımızı çalmışlar!”

Burada, bilimsel ve felsefi yorumlarda bulunarak, kendini tam bir entelektüel havasına sokarken, aslında kör göze parmak bir gerçeği kaçırmanın çok büyük bir örneğini görmekteyiz. Bakmak ve görmek arasındaki fark üzerine belki yüzlerce hikâye vardır. Çünkü bakmak, donuk bakışlarla da olabilir, gözünün önündeki nesneye dikkat etmeden, kafan başka yerdeyken de olabilir, bakarken asıl meseleyi değil gereksiz ayrıntıları görerek de olabilir. Görmek ise bilinçli bir şekilde, asıl nesneyi tespit etmektir. Görme eylemi, mukayese ve analizle bağlantılıdır. Aslında okumak ve anlamak da öyledir. Instagram adlı sosyal medya platformunda onca hanım kızımız Kürk Mantolu Madonna başta olmak üzere “okudukları” kitapları bizlerle paylaşıyorlar mesela. Okumuşlar mıdır? Bence mühim bir kısmı en azından sayfaları çevirip bakmıştır, birkaç kelime okuduklarını tahmin ediyorum. Ancak anlamışlar mıdır? Hiç sanmam, romandaki ana karakterleri bile saymaktan uzak olduklarını çok rahat tahmin edebiliyorum. 

Genetik veriler de böyledir. Daha önceki yazımda, Celal Şengör, Evrim Ağacı ekibi, Ezgi Altınışık, Cengiz Cinnioğlu, Timuçin Binder gibi isimlerden bahsetmiştim, meşhur “Türkiye’de Türk yok” konusunda. Elimizdeki en büyük problem, “genetikçi”lerimizin, genetik verileri bilerek ya da bilmeyerek yanlış metodolojiyle yorumlaması, “aydın”larımızın ise sunulan verileri hiç sorgulamadan veyahut sorgulamak dahi istemeyerek “Biz(Türkiye Türkleri) Müslüman Romalılarız, ırken Türk değiliz, ancak %8’imiz ‘Ural-Altay ırkına’ mensup” tarzında açıklamalarda bulunmasıdır. Her yazıda, her konuşmada, her ortamda, her fırsatta vurguladığım üzere “Doğu Avrasya oranı, Türklük oranı değildir”. Ancak konu bundan da daha ciddi… 

%4 ile %20 arasındaki uçurum…

Bir önceki yazımda, Y-DNA dahil olmak üzere, DNA testi türlerinden bahsetmiştim. “Türkiye’de Türk yok” propagandasında sıkça istifade edilen Cengiz Cinnioğlu’nun 2003 tarihli “Excavating Y-chromosome haplotype strata in Anatolia.” makalesi, Y-DNA yani baba soyu haplogruplarına dayanır. Bu araştırmaya göre Türkler %94.1 oranında Avrupalı ve Ortadoğulu (E3b, G, J, I, L, N, K2 ve R1), %3,4 oranında “Orta Asyalı”, (C, Q ve O), %1,5 oranıyla Hintli (H, R2) ve %1 Afrikalı (A, E3*, E3a) haplogruplara sahiptir. 2000’lerin başlarından itibaren bu makale üzerinden “Türklerin %3 Türk olduğu” söylenegelirken, N haplogrubunun Sibirya kökenli olduğu öğrenilince ve “K2” haplogrubunun modellemesi eskiyip, farklı haplogruplar arasında bölüşünce bu oran “çok şükür ki” %7-8’lere çıktı. Bu oranlama ve yorumlama, tam anlamıyla “Deveye sormuşlar, boynun neden eğri diye, nerem doğru ki demiş” meselesi gibidir. Avrupalı ve Ortadoğulu diye geçilen haplogrupların ezici çoğunluğu Uygurlarda, Kırgızlarda, Kazan Tatarlarında, tarihi Karluk, Karahanlı Kıpçak, Göktürk ve Hun örneklerinde rastlanan, gayet de Türklerle iltisaklı altdalları olan haplogruplardır. Bu araştırmada “Orta Asyalı” sayılan O haplogrubu ise, “Orta Asya”dan yani Türkistan’dan ziyade Çin başta olmak üzere Uzakdoğu halklarıyla alakalıdır. Yani Cinnioğlu araştırmasına bakarsak Kırgızlar, Özbekler, Tatarlar, Hakaslar, Altaylılar, Başkurtlar, Karaçay-Malkarlar, Uygurlar, Hunlar, Göktürkler, Türkmenler Türk değil ancak Çinliler ve Vietnamlılar Türk! Ayrıca çok ama çok ilginç bir durum var. “Turkish DNA” veyahut diğer adıyla “Oghuz Turks Project” isimli projemizde çıkarttığımız Y-DNA verilerine göre, Cinnioğlu’nda %4 oranında çıkan N haplogrubu, mevcut oranlara göre %20 seviyesinde! Ve şimdiki verilerimize göre Türkiye’deki üçüncü en yaygın haplogrup! Atıflarda linkleri koyduğum için, biri linklere bakıp şunu diyebilir: “Sizin veri havuzunuzda 146, eleştirdiğiniz adamın veri havuzunda ise 523 örnek var. Adamın örneklemi sizden daha geniş olduğu için sizin eleştiriniz havada kalıyor.” Bu olası eleştiriyi şöylece cevaplayabiliriz:

Bu örnekler henüz şimdikinin yarısı kadarken de oran %20 bandındaydı, örnekler arttıkça da bu bantta kaldı. %15’e düşüp, %25’e çıktığı oldu ama hiçbir zaman bu bandın dışına çıkmadı. Yani burada bir sabitlenme söz konusu, anlaşılan örnekler arttıkça da ufak oynamalar muhtemel olmakla birlikte, Türkiye Türklerinin 5’te 1’ini karşılayacak bir orana yakın kalacaktır. 

N haplogrubu, Türkiye’nin birbirinden en uzak köşelerinde dahi çıkabilmekte, belli bir ilde yığılmamaktadır. Elimizde Giresun, Ordu, Hatay, Mersin, Aydın, Aksaray, Kahramanmaraş, Balıkesir, Muğla, Konya, Adana, Ankara, Bolu gibi farklı illerden N haplogruplu sonuçlar var. Dağılımın böyle olması da, durumun dar bir örneklemden kaynaklanmadığını, elimizde Türkiye geneline dair bir done olduğunu gösterir.

Bu arada N haplogrubunun Türkiye Türklerinde en çok rastlanan N1b-P43 altdalının, Türk tarihindeki kadim kültürlerden biri olan Pazırık kültüründen geldiğini de kayıt etmek lazım. Yani sadece N haplogrubuna bakarsak bile, bugün sokakta gördüğünüz kasketli amcanın, kahvehanede okey atan dayının, düğünde misket oynayan gencin büyük-büyük-büyük… dedesinin Hun olduğunu söylemek hiç zor değildir. 

Sadece N değil, J2, R1a ve R1b başta olmak üzere Türkiye Türklerinde yaygın oranda bulunan haplogrupların çoğu Türkistan ile bağlantılı altdallara sahiptir. Atıflar sayesinde kaynaklarıyla görebileceğiniz üzere, antik Hun örneklerinde bulunan R1b altdalı, aynı zamanda Konyalı bir Türk’te de bulunmaktadır. Keza, Altay yöresinden çıkan antik J2 altdalı, Aksaraylı bir Türkiye Türk’ünde de vardır. R1a-z93 haplogrubuna sahip Türkiye Türklerinin çoğu ise, Karaçay-Malkar ve Kırgız genetik eşleşmelere sahiptir. 

Şimdi insan elbette şaşırıyor. Bir araştırma, Türkiye Türklerinin %90’dan fazlasının “Anadolu yerlisi” olduğunu söylerken, başka veriler ise Türkiye’nin en az beşte birinin doğrudan Sibiryalı baba hattından olduğunu, geri kalan haplogrupların da mühim bir kısmının Türkistan ile bağlanabileceğini gösteriyor. Bu büyük farkın sebebi nedir? 

Sözkonusu Genetik Çalışmalardaki Metodoloji Hataları

Viyana Avusturya Bilimler Akademisi’nin Orta Çağ Araştırmaları Enstitüsü’nden Dr. Celine Wawruschka’nın “Genetic History and Identity: The Case of Turkey” (Genetik Tarih ve Kimlik: Türkiye’nin Durumu) makalesi, Türkiye hakkındaki genetik çalışmalara eleştirel bir bakış temelinde yazılmıştır. 1996’dan 2016’ya kadar Türkiye’nin genetik yapısı hakkında yapılmış olan 22 genetik çalışmanın sadece birinde donörlere etnik kökenleri ve aile geçmişleri sorulmuş ve veriler buna göre kategorize edilmiştir. Yani, günümüzde “Türkiye’de Türk yok” argümanında kullanılan çalışmalar, veri havuzunda etnik Türkleri temel alarak yapılmamıştır. Bu çalışmalardan beşi anadil, geneli ise sadece “vatandaşlık” temelinde alınmıştır. Yani Kürt, Laz, Çerkes, Arap, Arnavut, Çingene demeden veriler toplanmış ve bu verilerin ortalaması “Türk genetiği” şeklinde sunulmuştur. Cinnioğlu’nun çalışması bu konuda daha da kötüdür. Cinnioğlu, atıflarda göreceğiniz linkten incelenebileceği üzere, Kızılay kan bankaları, babalık klinikleri ve İstanbul Üniversitesi akademisyen ve öğrencilerinden “rastgele” veri toplamıştır, bir tasnifte bulunmamıştır. Toplam 523 örnek alınmışken, bu örnekler bölgelere göre nüfusa oranla tasnif edilmemiştir. Mesela West Anatolia (Batı Anadolu/Ege) bölgesinden 30 örnek vardır. 523 örnek içinden oranlarsak, Ege bölgesindeki örnekler, toplam örneklerin ancak %5,736’sı kadardır. Akdeniz bölgesinden 33 örnek vardır, bu da toplama oranla yaklaşık %6,310 eder. Batı ve Orta Karadeniz’den 29 örnek vardır, bu da %5,544 gibi bir orana tekabül eder. Bu bölgelerin çoğundan daha az nüfusu olan Güneydoğu Anadolu’dan ise 43 örnek vardır, bu da toplam örneklerin %8,22’si ediyor. Yine ilk saydığım bölgelere göre daha az nüfusu olan Doğu Karadeniz’den 83 örnek vardır, bu da toplama oranla %15,87 etmektedir! Fark ettiyseniz, daha homojen ve daha etnik Türk yoğunluklu bölgelerden alınan örnek sayısı, etnik olarak daha çeşitli ve etnik Türkleri temsil etmekten daha uzak olan bölgelere oranla kat be kat azdır. Böyle bir çalışma bırakın etnik Türkleri, Türkiye genetiğini bile temsil edemez, zira bölgelerin kütük nüfuslarına oranlı değildir. Daha önceki yazımda bahsettiğim, Türkiye Türklerini %15 “Orta Asyalı” çıkartan Hodoğlugil çalışmasında ise, Adana’da Arap (Arap Alevisi) ve Kürt, İstanbul’da Zaza ve Pomak, Aydın’da ise Çerkez örnekleri “Türk genetiğindeki Orta Asya oranını” temsil eden bir araştırmaya dahil edilmiştir. 

Sonuç olarak, Celal Şengör’ün de ısrarla tekrarladığı, yıllardır sürekli kamuoyumuzu işgal eden “Türkiye’de Türk yok” muhabbetlerinin temeli, tamamen yanlış ve çarpık metodolojiye sahip olan çalışmaların, daha da çarpık bir şekilde tekrarlanmasından gelmektedir. Burada bu çalışmayı yapanlara mı kızsak, yoksa her konuda bilimsellikte mangalda kül bırakmayan ancak böyle çalışmalardaki mantık ve metot hatalarını “bakıp ama göremeyen” ve bu çalışmalara göre Türklük oranı çıkartan aydınlarımıza mı kızsak, söylemek zor.

Atıflar

Turkish DNA projemizin Y-DNA istatistiği:

https://turkishdnaproject.com/y-dna_anadolu_turkleri/

Turkish DNA/Oghuz Turks projemizin detaylı Y-DNA tablosu: 

https://www.familytreedna.com/public/OghuzTurks?iframe=yresults

Cinnioğlu’nun makalesi:

http://evolutsioon.ut.ee/publications/Cinnioglu2004.pdf

Dr. Celine Wawruschka’nın Türkiye ve genetik metodoloji ile ilgili makalesi:

https://www.medievalworlds.net/0xc1aa5576%200x0034acd7.pdf

Pazırık’taki Y-DNA dağılımı hakkındaki makale:

https://www.researchgate.net/publication/301548191_Pilipenko_2015_A_PALEOGENETIC_STUDY_OF_PAZYRYK_PEOPLE_BURIED_AT_AK-ALAKHA-1_THE_ALTAI_MOUNTAINS_in_russian

Antik Altay örneklerindeki J2a haplogrubu ve günümüz Türkiye Türkleriyle bağlantısı hakkında:

R1b’nin Hunlarda ve günümüz Türklerinde bulunan altdalı hakkında(TR-42 ile beraber gruplanan “ERS2374341”, Hun örneğine aittir:

https://yfull.com/tree/R-PH155/

Sözkonusu Hun örneği başta olmak üzere, tarihi Türk örneklerinin genetik sonuçlarının bulunduğu makale:

https://www.nature.com/articles/s41586-018-0094-2?fbclid=IwAR2A5pCBWRwjxoB7v9Eu_aC1HITBaK8iTzHVjy4iYudfD6xA1vAAJjOE5EA

Türkiyem TV programı canlı yayın linki:

Visits: 40
Hazır Site by Uzman Tescil