Ana Sayfa Türkiye 22 Ekim 2019 218 Görüntüleme

ABD ve Türkiye’nin Suriye Anlaşması Üzerine – Ozan AKARSU

Herkes 120 saat verilen süre boyunca çok şey yazdı çizdi. Özellikle ortak açıklama ile duyurulan anlaşma üzerine yazılanlar çizilenler yoğunlaştı. İktidar destekçilerine göre bu bir zafer, muhaliflere göre bu bir hezimet idi. Biz de verilen süre dolarken, anlaşma maddelerine şöyle bir bakalım. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; verilen süre dolduktan sonra Suriye kuzeyinde şartların ve olayların değişerek gelişeceğini düşünüyorum.

Barış Pınarı Harekatı ile Türkiye neyi hedeflemişti? Türkiye’nin kuzeyinde 40 km derinliğinde hemen hemen M4 otoyolu boyunca bir alanda güvenli bölge oluşturmak ve Türkiye’deki Suriyelileri oraya yerleştirmek. Bununla beraber de İdlib’te olası bir göç dalgasını engellemek için de tampon bölge oluşturmaktı. Genelde her iki yerdeki durum farklı olsa da aynıymış gibi yansıtılıyor, aradaki farkları bir başka yazıda ele almayı planlıyorum.

Şimdi maddelere geçelim.

Bildiğiniz gibi anlaşma 13 maddeden oluşmaktaydı. İlk 4 madde her anlaşma metninde olduğu gibi klasik, belirli başlı terimleri ve tanımları içeren, anlaşmadan umut edilen, taraflardan beklenilen hareketleri ve taahhütleri içerir. Bu anlaşmanın da ilk 4 maddesi böyledir. Kısaca ‘’We are NATO’’ maddeleri diyebiliriz. Hem Türkiye’de NATO karşıtları, hem de ABD’de ‘’Türkiye NATO’dan çıkarılsın’’ diyenler, ilk bu maddelere tepki gösterdiler. Her iki devlet yöneticileri ilk cevabı bu sert muhalif kesime vermeyi tercih etmişler.

Olaylar 5. maddeden sonra gelişmeye başlıyor.

MADDE 5: Türkiye ve ABD, Suriye’nin kuzeydoğusunda DEAŞ’la mücadele faaliyetlerinin devamında kararlıdır. Bu, önceden DEAŞ kontrolünde olan alanlarda yaşayıp yerinden edilen şahıslar ile alıkoyma merkezleri hususlarında uygun şekilde gerçekleştirilecek eşgüdümü de içerir.

Alıkoyma merkezleri? Diye soru işaretinin oluştuğunu duyar gibiyim. Ben de ilk okuduğumda bir yutkundum ama evet, bu madde ile birlikte Suriye kuzeyinde oluşturulan hapishaneler ve kamplarda tutulan ne kadar IŞİD militanı varsa ABD ile beraber sorumluluk alıyoruz. Yani ‘’Kara Terör’’ örgütünün tıkıldığı inlerin başında bekleyeceğiz. Bunu bilen YPG-SDF-PKK unsurları da Harekat başlar başlamaz güvenliği bahane ederek pek çok kamp ve hapishaneyi boşalttı, suçu da bize attı. İlk müttefik kazığını burada yediğimizi söylesek haksızlık etmiş olmayız. Türkiye 30 ya da 40 KM derinlik dahilindeki merkezleri kabul etse de anlaşmanın ucu açık. 

MADDE 6: Türkiye ve ABD, terörle mücadele harekatlarının yalnızca terör unsurları ile bu unsurlara ait barınak, sığınak, mevzi, silah, araç ve gereci hedef alması gerektiği üzerine mutabık kalır.

Zaten Türk Ordusu buraya sivil öldürmeye girmedi ki… Dediğinizi duyar gibiyim. Bu madde pkk destekçilerine ve bölücü kürt lobilerine karşı Trump’ın eline bir koz verebilir. Yarın operasyon devam ettiğinde Trump, bakın ben anlaşma maddesinde bunu kabul ettim ve ettirdim, olanların sorumlusu değilim diyebilir. Zaten bir Türkiye’ye sallamasının, bir Kürtler akıllı olsun demesinin başka açıklaması var mı? Bence yok. Önümüzdeki seçimde de ‘’ben yapmadım Obama yaptı’’ deyip, eski suçları da üstünden atarak seçim kampanyasına girişecek. Bir taşla iki kuş.

MADDE 7:  Türk tarafı Türk kuvvetleri tarafından kontrol edilen güvenli bölgedeki tüm meskun mahal (güvenli bölge) sakinlerinin dirliği ve güvenliğini sağlayacağını taahhüt eder, sivillerin ve sivil altyapının zarar görmemesi için azami dikkati göstereceğini vurgular.

Daha madde başlar başlamaz Türk tarafı diye başlamış. Bir önceki maddede paçayı kurtarmaya çalışan Trump olası bütün sorumluluğu bize yüklemiş diyebiliriz ama zaten normal olan da bu değil mi? Tüm dünyaya karşı yaptığımız bir operasyonda elimizin en çok güçleneceği yer de tam olarak burası. Krizi bu noktada fırsata bile çevirebiliriz.

MADDE 8: Her iki ülke Suriye’nin siyasi birliği ile toprak bütünlüğüne ve Suriye ihtilafını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına uygun şekilde sonlandırmayı hedefleyen, BM öncülüğündeki siyasi sürece olan bağlılıklarını yineler.

Bu maddenin amacını anlayabilmek için BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararın maddelerine bakmak gerekir. Detayları internette olan maddeyi şöyle özetleyebilirim; 18 Aralık 2015 tarihinde kabul edilen bu maddeye göre Bu madde gereğince ülkenin adeta 18 ay içinde bir ‘’geçiş süreci’’ ile savaşın neticelenmesi bekleniyordu. Esad’ın aday olup olmaması konusunda bir açıklık ifade edilmediği için geçiş sürecinde Esad’ın yeniden aktör olabilmesinin önün açılacağı için tartışmalara neden olmuştu. Eğer bu maddeye herhangi bir açıklık getirilmezse ki şu an için bir açıklı söz konusu yok, Esad olası bir geçiş sürecinde yeniden aday olabilir. Bu da Esad’a yıllarca Esed diyenler için çok kötü bir haber. Türkiye’deki muhalif yöneticilerin iktidara sık sık ‘’inat etme, otur anlaş’’ deme nedeni bir yerde bu. İlerleyen günlerde tavır ne olur bilemem ama masada Esad olursa şaşırmamak gerek. Ben şahsen Esad’ın şu şartlar altında ‘’istediklerim olmazsa masaya oturmam’’ diyeceğini düşünüyorum. Çünkü her şeye rağmen istediği sonuca çok yaklaştı.

9- Her iki taraf Türkiye’nin, YPG ağır silahlarının toplanması ve YPG tahkimatları ile tüm muharip mevzilerinin kullanılmaz hale getirilmesi dâhil, milli güvenlik kaygılarının giderilmesini teminen bir güvenli bölge kurulmasının devam eden önemi ve işlevselliğinde mutabık kalır.

Türkiye ile masaya oturan ABD’li diplomatların teolojik açıdan tutumları hesaba katılarak, bir perspektif sunmaya çalışanlar da görüyorum. 9. Maddeyi göstererek ‘’Efendim bunlar evangelisttir, büyük İsrailcidir, müesses nizamcıdır, SDF’ye dokundurtmam diyor.’’ Diye çıkışıyorlar. İyi de bu maddenin ihlal edildiğini gösteren Türkiye, masada çok güçlü bir şekilde masadan operasyona devam kararıyla kalkabilir. Zira işin sonu sürpriz olmazsa öyle gözüküyor.

Evet, bu anlaşma maddesiyle YPG-PYD-SDF unsurlarının yok olmasının önüne geçildi ama şimdilik geçildi. Silahların toplanması belki hayal gibi gözüküyor ama dediğim gibi Türkiye’ye operasyona devam etme fırsatı verirken, örgütün nihai amaçlarından uzaklaşmasına neden oluyor.

Bu maddeye bakıp ‘’başka operasyon yaptırmazlar’’ diyenlere de artık kulak verme gereği duymuyorum. Onlara kalsa 10 yıl önce Türkiye sınır ötesine adım atamıyordu.

Eğitim, koordinasyon ve itaat sorunları halledilirse SMO gibi yapıların ve savaşın başında verilmesi gereken Türkmenlere olan desteğin artması ile oluşacak bir Türkmen sınır muhafızları organizasyonun, Suriye ve hatta Irak kuzeyinde pkk operasyonlarına katılacağına inanıyorum. Bu bağlamda korucu – kolcu sistemi bile yeniden elden geçirilebilir. Böylece anlaşmanın bu maddesinde belirtilen ‘’güvenli bölge’’ tesisi için çalışabilir.

Belki sizlere hayalî gelecek ama gelecekteki savaşların, devletlerin birbirine fiilen saldırmadığı uzaktan ‘’Proxy’’ türünde yapılar üzerinden gerçekleşeceğini düşünüyorum. Bu da geçtiğimiz 30 yıla damgasını vuran Toyota Savaşı’nın bir üst noktası. SDF’nin de bölgede ABD tarafından yoğun bir şekilde organize edilmesinin ve donatılmasının nedenlerinden biri de ihtiyaç dâhilinde İran veya bölge ülkeleri üzerine yollanması olabilirdi…

MADDE 10: Güvenli bölge, evvelemirde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolünde olacak ve her iki taraf, güvenli bölgenin her manada uygulanmasında eşgüdümü artıracaktır.

Fırat Kalkanı Harekatı, Zeytin Dalı Harekatı ve Barış Pınarı Harekatı ile Türk Silahlı kuvvetleri, oluşturduğu güvenli bölge ile bölgede çok parçalı Kürdistan, PKKistan ya da garnizon devlet, adına ne derseniz deyin onun kurulmasını savuşturdu. Suriye savaşı başında Apo’nun ‘’Belen’e (Hatay) kadar durmadan ilerleyin’’ diye emir verdiği hepinizin malumu. Türk Ordusu siyasilerin korkunç hatalarına rağmen, hedefi Hatay olan terör devletçiğini bir yanda Münbiç ve Ayn El Arab, diğer yanda Haseke kırsalına parçalayarak sıkıştırmış durumda. İstedikleri eşgüdüm olsun.

MADDE 11-Türk tarafı Barış Pınarı Harekâtı’na, güvenli bölgeden YPG’nin 120 saat içinde geri çekilmelerini teminen ara verecektir. Barış Pınarı Harekâtı, bu geri çekilmenin tamamlanmasını müteakip durdurulacaktır.

Operasyondan önce sırası mı? Diyenler verilen 120 saat ara yüzünden madem duracaktık niye yaptık? Demeye başladı. Türkiye’de insanları memnun etmek neredeyse imkânsızdır. Bir şey yaparsınız, neden yaptın derler, yapmazsın neden yapmadın derler. Zaten 120 saatlik süre içinde meskûn mahal çatışmaları hem devam etti, hem ciddi bir sızma girişimi oldu, hem de güvenli bölgeye doğru militan sevkiyatı haberleri geldi. Bu yüzden hem de sınırdan bazı duvar bloklarının kaldırıldığına dair haberlerinin gelmesi ile operasyonun genişleyeceğine dair izlenim herkes tarafından mevcut. Çünkü pkk yandaşları çekilen Abdlileri taşlarken, pkk sözcüleri çatışmaya devam edeceklerini açıkladı.

MADDE 12- Barış Pınarı Harekatı’na ara verildiğinde ABD, ‘Blocking Property and Suspending Entry of Certain Persons Contributing to the Situation in Syria’ başlıklı 14 Ekim 2019 tarihli Başkanlık Kararnamesi uyarınca hayata geçirilen yaptırımlara ilavelerini getirmeme ve Kongre nezdinde uygun şekilde çalışmalar ve istişareler yürüterek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı doğrultusunda Suriye’de barış ve güvenliğin teminine dönük kaydedilen ilerlemenin altını çizmek hususunda mutabık kalır. Barış Pınarı Harekâtı 11. paragraf uyarınca durdurulduğunda, yukarıda bahsi geçen Başkanlık Kararnamesi uyarınca hayata geçirilen mevcut yaptırımlar kaldırılacaktır.”

Bildiğiniz gibi ABD ve bazı batı devletleri bir dizi yaptırım tehdidi ve kararı ile gündemde yer edinmişti. Yapılan ve yapılacak ambargoların nedeni bu maddede açık bir şekilde gözüküyor. Türkiye’ye şu mesaj veriliyor; 2254 sayılı karara uy, uymazsan kötü olur. Bu noktada madde 8’e tekrar baktığımızda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’de Esad’lı geçiş sürecine zorlandığını düşünüyorum. Buraya kadar gözlerinizin anlaşma ve sığınmacı Suriyelilerin akıbetine dair bir tek madde yok. Yani bu işin sonucunun ne olacağı da belli değil. Bu geçiş sürecinde ülkenin tam manasıyla güvenliğini ele alamayacak olan Esad ile SDF unsurları bir araya gelir, bunun yanı sıra Türkiye’deki Suriyeliler ülkelerine döndürülemezse hatta önceki yazılarımda da değindiğim İdlib dolayından da bir göç dalgası gerçekleşirse 2040 yılı itibariyle Türkiye’nin ciddi ‘’demografik’’ sorunları baş gösterecektir.

MADDE 13 Her iki taraf bu açıklamada kaydedilen tüm hedeflerin uygulanması için birlikte çalışma taahhüdünde bulunmaktadır. 

Birlikte çalışmanın kısa vadeli olacağını düşünenlerdenim. Türkiye, sınırındaki terör devletçiği sorununu kısa vadeli operasyonlarla atlatarak bu günlere gelmiştir ama kesin bir çözümü en kısa sürede sağlaması gerekir. ABD bölgeden askerlerini çekerken, vesayetin Rusya’ya geçtiğini ve şu 120 saatlik süre içinde en çok kazananın onlar olduğunu görüyoruz. Esad 7 8 yıldır kontrolünden çıkmış bölgelere 120 saat içinde girdi, güçlükle bir araya getirdiği yeni birlikler ile Barış Pınarı Harekatında oluşturulan güvenli bölgenin etrafını saracak şekilde konuşlanmaya çalışırken, Rusya ise Suriye kuzeyinde daha fazla askeri üs ve hava alanı elde etti. Türkiye bu saatten sonra Soçi’den Rusya ve Esadlı bir anlaşma zemini bulmak zorunda. Hem de her iki tarafın da nüfuzunu istemediği İran’ı devre dışı bırakacak bir formülü bularak…

Visits: 132
Hazır Site by Uzman Tescil