Ana Sayfa Türkiye 18 Ekim 2019 1025 Görüntüleme

Genetik, Antropoloji ve Tarih nedir, Ne Değildir? (I) – Denizcan DEDE

Bu yazının amacı, Celal Şengör’den Timuçin Binder’e, Evrim Ağacı platformundan, Ezgi Altınışık başta olmak üzere bir çok kerli ferli, kitlelere kolay ulaşabilen şahsın sürekli tekrarladığı bazı paradigmalara cevap vermektir. “Türkiye’de Türk yok”, “Türkiye’nin ancak %8’i Orta Asya’dan”, “Biz Türkler çok karışığız, o yüzden milliyetçilik saçmadır” ve saire. Şimdilik girizgâh formatında yapacağım yazıyı, daha sonraki haftalarda iyice geliştireceğim. O yüzden basit, soru cevap formatında gideceğim.

Soru 1: Genetik testler nedir? Türleri nedir? Nasıl yapılırlar? 

Cevap 1: Genetik testler, size dünya çapında yaşayan akrabalarınızı, mevcut ve antik toplumlara genetik yakınlığınızı, coğrafi ve etnik olarak soyunuzun hangi bölgelere dayandığını gösterir. Genetik testlerin üç türü vardır. Birincisi “otozomal” denen, anne ve babanızdan hemen hemen yarı yarıya aldığınız genlerin toplamını gösteren test. Diyelim ki Azerbaycan, Anadolu, Balkanlar ve Kerkük kökenlisiniz. Sizde çıkacak olan sonuç, bu dört unsurun ortalaması olur. O yüzden merakınız var ise ve birden fazla bölgeden gelmişseniz, tavsiyem tek bir bölgeden olan akrabanıza otozomal almanız. Dedeniz Iğdırlı Azerbaycan Türk’ü, anneanneniz Bulgaristan muhaciri ise ikisine ayrı ayrı alırsanız daha verimli sonuç elde edersiniz. Genetik testlerin ikinci türü, “Y-DNA testi” denen, sadece baba hattından geçen işaretleyicinin izini güden testtir. Misal, bir Türk Viyana kuşatması döneminde esir alınmış, sonra da içgüvey olarak Avusturyalılar arasında yaşamışsa, kaç asır geçerse geçsin, o Türk büyük-büyük-büyük… babanın Y-DNA’sı baki kalır ama otozomal DNA olarak sözkonusu kişinin 10. göbekten torununun bir Avusturyalı’dan otozomal olarak hiçbir farkı kalmaz. Üçüncü ve son tür ise, mt-DNA yani mitokondriyal DNA’dır. Bu ise sadece doğrudan anne hattından geçer. Bu testi alırsanız, anneannenizin büyük büyük… ninesinin haplogrubunu bulursunuz. Yani Egeliyseniz ama zamanında köye bir Karadenizli gelin gelmiş ise, mt-DNA eşleşmelerinizde Rizeli, Trabzonlu insanların çıkması mümkündür, her ne kadar “otozomal” olarak Karadeniz ile ilginiz olmasa bile. Maalesef şimdilik Türkiye’de genetik test yapan bir şirket olmadığı için, Family Tree DNA, MyHeritage, ancestry.com ve 23andme gibi yabancı şirketlerden alabilirsiniz. 23andme Türkiye’ye kit yollamamaktadır. Family Tree DNA ise bu üç test türünü en ayrıntılı şekilde sunan şirkettir. 

Soru 2: Genetik testler nasıl yorumlanmalıdır?

Cevap 2: Gelecek yazıda tafsilatıyla bahsedeceğim üzere, genetik test firmalarının size sunduğu “temel sonuç”, basitleştirilmiş ve yüzeyseldir. Misal, sizde Akdeniz coğrafyasından bir etki var ise, direkt %20 İtalyan’ı yapıştırabilir. Veyahut, Family Tree DNA testinin Asia Minor/Anadolu örneklemi Türk, Laz, Kürt vb. demeden Türkiye’de yaşayan insanların genelini içerdiği için, aileniz tamamen Türkmen veyahut tamamen Kürt olsa bile %100 Anadolulu gibi görünebilirsiniz. Bu sizin “Anadolu yerlisi” olduğunuz anlamına gelmez. Bu sorunu aşmanın tek yolu ise, Gedmatch denen sistemdir. Ücretsiz olan bu sisteme, DNA sonuçlarınızın “ham verisini” indirerek yükleyebilir ve yakınlık sonuçlarına ulaşabilirsiniz. 

Soru 3: Türkiye’de cidden Türk yok mu? Türk genetiği olarak neyi baz almalıyız? 

Tüm sorun burada başlıyor. Celal Şengör, %92 Hint-Avrupalı, %8 Türk olduğumuzu iddia ettiği programında, “gerçek Türklerin” tıpkı Japonlar, Koreliler gibi yüzde yüz Doğu Avrasyalı olduğunu hesap ederek bu çıkarımı yapmıştır belli ki. Gelgelelim, göreceğiniz üzerine, elimizde Ortaçağ ve daha önceki dönemlerden olan tarihi Türk örnekleri (Karahanlı, Karluk, Kıpçak, Göktürk, Hun…) hiç de yüzde yüz Doğu Avrasyalı değildir. Günümüz Kazakları, günümüz Özbekleri ve Türkistan, Ural, Sibirya gibi yörelerde yaşayan Türk halklarının geneli de safkan Doğu Avrasyalı değildir. Türkiye’de %15 “Orta Asya mirası” olduğunu iddia eden bir başka araştırmacı da Uğur Hodoğlugil’dir. Burada Hodoğlugil, günümüz Kırgızlarını “Orta Asya” referansı olarak almıştır ve bu sonuca varmıştır. Bu sonuca varabilmek için, Oğuz Yabgu devletinden türeyen Selçuklu Türkmenlerinin günümüz Kırgızları gibi olduğunu hesap etmek lazımdır ki, bu genetik olarak imkansızdır. Zira, Kırgızların coğrafyası ile, Oğuzların coğrafyası çok farklıdır, iki toplum başka başka göç yollarından gelmiştir, her ne kadar ikisini de genetik olarak birleştiren unsurlar olsa da Türkiye Türklerinin “Selçuklu mirasını” Kırgızlar temsil edemez. Şu an Türkiye’deki Türkistan mirasını ölçmenin tek yolu, Selçuklu mezarlarındaki kemiklere DNA analizi yapmak ve karşılaştırmalı genetik analiz çıkartmaktır. Bu olmadan söylenecek her şey spekülasyondan ibarettir. Bu veriler olmadan, salt modern toplumları kıyaslayacaksak, Özbekistan ve Türkmenistan’ın belli bölgelerini seçip, Türkiye Türkleriyle karşılaştırma yapmamız gerekmektedir. Peki, eldeki genetik verilere göre durum ne diyecek olursanız, size şunu söyleyebilirim, Türkiye Türkleri genetik olarak Rum, Ermeni, Bulgar, Kürt, Laz vb. komşularından epey farklıdır ve Türkistan mirası Türkiye’deki etnik Türklerin genetiğinde belirgindir. Bu konudaki mâlumatı, “Atıflar ve Faydalı Bağlantılar” kısmındaki yazılardan bulabilirsiniz. 

Soru 4: Irk diye bir şey var mı ki? Herkes karışıp gitmiş zaten. Bu yüzden milliyetçilik yapmak, hele hele etnik temelde yapmak mantıksız değil mi?

Bu iddia, şunu demek gibidir: “Mavi ve sarının arasında yeşil, kırmızı ve sarının arasında turuncu, mavi ile kırmızının arasında bordo… olduğu için renk diye bir şey yoktur.” Elbette Türkiye Türkleri de diğer Türk halkları da İngilizler de Araplar da Kafkasyalılar da belli göç yollarından geçti ve bu halkların bugünkü genetik yapısı bir günde oluşmadı. Ancak şu var ki, genetiğe az çok aşina olan birisi, aynı köyden bir Türk, bir Çerkes, bir Kürt sonucu görse, hangisinin hangi etnisiteye dahil olduğunu anlar. Zira Türk’teki Türkistan ve Ural, Kürt’teki İran ve Mezopotamya, Çerkez’deki Kuzey Kafkasya bileşenleri kendini pat diye ele verir. Meşhur evrimsel biyolog Richard Dawkins’in Ataların Hikayesi isimli muazzam kitabının 413. sayfasından alıntı yaparak, bu konudaki görüşlerini de paylaşmadan edemeyeceğim:

“Irk sorununa dönelim. Size “Suzy Çinlidir.” dersem ne olur, önceki belirsizliğiniz ne kadar azalır?  Saçlarının düz ve siyah, gözkapaklarının epikantik olduğundan ve onunla ilgili başka bir çok şeyden epeyce emin olursunuz. Size “Colin, siyahtır.” dersem, biraz önce gördüğümüz gibi, bu onun size siyah olduğunu anlatmaz. Ama yine de bilgilendiricidir.  Gözlemciler arası bağıntı, pek çok kişinin tanıdığı bir karakteristikler kümelenmesi olduğunu gösteriyor: bu yüzden “Colin, siyahtır.” ifadesi, Colin ile ilgili önceki belirsizliği gerçekten azaltır. Bir ölçü de başka açılardan da etkilidir. Size “Carl, olimpiyat koşucusudur.” dersem, onun ırkıyla ilgili önceki belirsizliğiniz, istatiksel bir olgu sorunu olarak azalır. Onun, “siyah” olduğuna oldukça emin bir şekilde girebilirsiniz. 

Bu tartışmaya, ırk kavramının insanları sınıflandırmanın bilgiden yana zengin olup olmadığını merak ederek geldik. Soru hakkında bir karara varmak için, Gözlemciler arası bağıntı ölçütünü nasıl uygulayabiliriz. Diyelim ki aşağıdaki ülkelerin yerlilerinden rastgele seçilmiş 20 kişinin tam 100 vesikalık fotoğrafını çektik: Japonya, Uganda, İzlanda, Sri Lanka, Papua Yeni Gine ve Mısır. 120 kişiye bu 120 fotoğrafı göstersek, benim tahminime göre her biri, fotoğrafları altı ayrı kategoriye ayırma da, yüzde yüz başarıya ulaşır. Dahası, söz konusu altı ülkenin adlarını da versek, 120 kişinin tamamı eğer makul ölçü de eğitimliyseler, 120 fotoğrafı doğru bir biçimde altı ülkeye ayırır. Bu deneyi yapmadım: ama sonucun böyle olacağı konusunda benimle aynı görüşte olduğunuzdan eminim. İnsan olarak sizin deneyi yapmadan benimle hemfikir olacağınıza güvenim, işte tam da belirtmeye çalıştığım noktadır. 

Deney yapılmış olsaydı, sanırım Lewontin benim öngördüğümden başka bir sonuç beklemezdi.  Yine de ırksal sınıflandırmanın, genetik ya da taksonomik bir öneminin bulunmadığına yönelik ifadesine karşıt bir ifade çıkıyor.  taksonomik veyâ genetik bir önemi yoksa, gözlemciler arası bağıntıya ulaşmanın geriye kalan tek yolu, kültürel yargılarda dünya çapında benzerlik olur ve Lewontin’in bunu da öngöreceğini sanmam. Kısaca Edwards’in haklı, Lewontin’in haksız olduğunu düşünüyorum.  Elbette, Lewontin hesaplarını doğru yaptı: parlak bir matematiksel genetikçidir. İnsan türündeki toplam çeşitliliğin ırksal payı, gerçekten düşüktür. Ama ırklar arası çeşitlilik, toplam çeşitlilikteki oranı ne olursa olsun: bağıntı olduğu için, gözlemciler arası yargı uyumu ölçülerek gösterilebilecek biçimde bilgilendiricidir.”

Richard Dawkins, bu satırlarında Richard Lewontin isimli genetikçinin meşhur “İnsanlar arasında %0,1 genetik fark vardır, o yüzden ırk diye bir şey yoktur” argümanına karşı çıkmıştır. Lewontin, genetikteki ırk konusunun ideolojiye kurban edildiğini savunan ancak kendisi de sol ideolojiyi, Marksizmi bilime fazlasıyla dahil ederek taraflı davranan biridir. Hatta öyle ki, bazı kitaplarında Marks ve Lenin alıntısı yapmak, sosyalist tahlillerde bulunmak gibi meselelerden genetik ve biyolojik noktayı bile kaçırırsınız, okuduğunuz kitabın örgüt propaganda broşürü mü, genetik araştırma mı olduğunu düşünmeye başlarsınız. Marksizmde temel ayrım ırk, kültür, din, statü değil de “sınıf” olduğu için, sol kesim insanlar arasındaki farkları görmezden gelmeyi çok sever. (Belirtmeden geçemeyeceğim, ırk gerçeğini ısrarla reddeden Evrim Ağacı çevresinin gurusu/fikir babası Lewontin’dir).

Richard Dawkins ise, her ne kadar ırk konusunun varlığını savunsa da kendini “seküler hümanist” tanımlayan ve herhangi bir tür milliyetçiliğe uzak biridir. Yani Dawkins, bilim ile ideolojisini birbirine karıştırmamaktadır ve ırk konusunda “Evet, insanlar arasında genetik farklar vardır, doğada da güçlü zayıfı ezer ancak biz insanız, toplumsal ve evrensel kurallarımız var, o yüzden bu konular üzerinden ayrım yapılmamalıdır, doğadaki her kural insan toplumuna uymaz” tarzında bir görüşe sahiptir. Dürüst bilim adamı böyle olmalıdır. Konu hakkındaki gerçeği söyler, sizi bilgi kirliliğine maruz bırakmaz, en sonunda ise kendi görüşünü gerçeklerden ayrı bir şekilde belirtir. Sonuç olarak, ister ırsi ve etnik bazlı ayrım savunun, ister ise savunmayın, bilimsel gerçekler insanlar arasında “ırk” denebilecek biyolojik ayrımların var olduğunu söylüyor.

Size şimdilik veda ediyorum ve sizi atıf yaptığım, kullandığım kaynaklarla başbaşa bırakıyorum. Her ne kadar normalde akademik makaleler yazarken alfabetik sıraya göre kaynakça dizsek de buradaki kaynaklar önem ve okuma sırasına göre dizilmiştir, yazıda bahsedilen her kaynak değil, bilgi verici olan yazılar, makaleler ve kitap(lar) sıralanmıştır. Misal, Celal Şengör, Ezgi Altınışık, Hodoğlugil, Timuçin Binder ve Evrim Ağacı’nın konuyla ilgili söyleyip yazıp çizdiklerini basit bir Google aramasıyla zaten bulabilirsiniz. O yüzden onları dahil etmedim. 

Kaynakları bu sırayla okurken, kafanızda temel şeyler oturacaktır. Ancak yine de kafanızda oluşabilecek birkaç ufak soruyu cevaplandırmak istiyorum son olarak:

“Eğer Anadolu Türkleri, Ortaçağ Türkleri ile modellenince %25-45 Ortaçağ Türk’ü, %55-75 Türk göçü öncesi Anadolulu olarak modelleniyorsa, Türkistan mirasından ise Anadolu mirasını sahiplenmemiz gerekmez mi?”

Hayır. İlk olarak, Türkistan mirasını oluşturan genetik yapı kendi içinde tutarlı ve yekpare bir yapıdır. Gelgelelim, Anadolu mirasını oluşturan yapı karmadır. Misal Rum dediğimiz kavram, İskender döneminden yani Helenistik Periyoddan başlayarak Rumlaşan ve Bizans ile Hıristiyanlaşan çeşitli Anadolu halklarını içermektedir. Yani tam oranlara bölsek, “Rum” dediğimiz şeyin onda biri Hitit, onda biri Frig, onda biri Kolhisli, onda biri Asur, onda biri Helen vb. çıkar ve bu “yamalı bohça” ile kıyaslandığında, %25 ile %45 arasında konumlanan Türkistan mirası, genetik yapımızda temel ve ezici yapı olarak kendini belli eder. Matematiksel değil de, sözel ve kültürel bir perspektiften bakarsak, zaten dilimizi, kültürümüzü ve bilincimizi var eden kısım, sözkonusu olan Türkistanlı atalarımızın mirası. 

Kıpçak ile modellenince %45 çıkması, Karluk ile modellenince %20’lere düşmesi kafa karıştırıcı. Tam bir oran verilemiyor mu?

Elimize Selçuklu ya da Oğuz Yabgu dönemlerinden genetik örnek geçmedikçe bu şekilde bir varsayım ile idare etmek durumundayız. Kanımca, Oğuzların çıktığı hat Aral çevresi olduğu için, en yakın sonucu %45 oranında oran veren Kıpçak örneği verecektir. Buna rağmen, konuşmak için erken. Ayrıca, Ortaçağ örneklerine kıyaslayınca, Türkiye’ye “Türklük oranı” biçerken verilen %3, %8, %10, %15 gibi oranların ne kadar gerçekten uzak olduğu görülüyor. Sanki Anadolu’ya 11. yüzyılda gelen Türkler Türkmenistan-Özbekistan-Güneybatı Kazakistan hattından değil de, Japonya’dan, Kamçatka’dan gelmiş gibi “orijinal Türk” genetiğini yüzde yüz Doğu Avrasyalı saymak ya cehaletle ya da art niyetle açıklanabilir.

Atıflar ve Faydalı Bağlantılar:

“Yeni Başlayanlar İçin DNA: Nedir, Nasıl Test Yaptırılır, DNA Testi Türleri Nelerdir?”, Turkish DNA Project: https://turkishdnaproject.com/yeni-baslayanlar-icin-dna-nedir-nasil-test-yaptirilir-dna-testi-turleri-nelerdir/ 

“Gedmatch Rehberi”, Turkish DNA Project: https://turkishdna.blogspot.com/2018/11/gedmatch-rehberi.html

“Türkler ile Komşu Etnisiteler Arasındaki Genetik Farklılıklar”, Turkish DNA Project: https://turkishdna.blogspot.com/2018/03/turkler-ve-komsu-etnisiteler-arasndaki.html

“Anadolu Türklerinin Genetik Yapısı: Ne Kadar Orta Asyalıyız?”, Turkish DNA Project: https://turkishdnaproject.com/anadolu-turklerinin-genetik-yapisi-ne-kadar-orta-asyaliyiz/ 

“Balkan Türkleri Ne Kadar Türk: Örneklerle Balkan Türklerinin Genetik Yapısı”, Turkish DNA Project: https://turkishdnaproject.com/balkan_turkleri/

“137 ancient human genomes from across the Eurasian steppes”, Nature: https://www.nature.com/articles/s41586-018-0094-2?fbclid=IwAR2_o0tS1eYtzPC-8K2hwv4Eg9wx3diVMJf9wjL1jcumisNKc6BzcrJcf1c

Visits: 1186

İlginizi çekebilir

Kepez’de Yarış Coşkusu

Kepez’de Yarış Coşkusu

Hazır Site by Uzman Tescil