Ana Sayfa Türkiye 17 Ekim 2019 97 Görüntüleme

ABD ve Rusya’nın Barış Pınarı Hamlesi (III) – Ozan AKARSU

En az bizler kadar Rusya da bu gerçekleri görmekteydi tabi. O da bu günleri hesaplayarak hareket etmişti. Şimdi Rusya açısından meseleye bakalım…

Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonuna verdiği tepkiyi unutmadığımız, yanlışlıkla üssümüzü vuran Rusya ülkenin kuzey sınırlarını Türklere ve Muhaliflere kaptırmamalıydı.

Şam rejimini ayakta tutmak için her gün, her ay, her yıl resmen pkk’ya para verip oradan doğalgaz petrol ve elektrik almak zorunda kalıyorlardı.

Oysa uçak krizi zamanında hızlı bir biçimde ypg ve sdf ile anlaşmışlar, Moskova’da temsilcilik ofisleri açmışlardı.

Anlaşma şartları arasında sdf’nin bir kolordu sıfatıyla Suriye ordusuna katılması koşuluyla Türklerin operasyonlarına karşı hem onları kullanabilirler, hem de Türklerin sınırdan içeri girme teşebbüslerini savuşturabilirlerdi.

Her ne kadar Türkiye tampon bölge ve güvenlik noktası gibi girişimlerle İdlib’de durumu kontrol altında çalışsa da her fırsatta Türk ordusunun buradan çekilip bölgedeki HTŞ ve El Kaide uzantılı örgütlere karşı operasyon yapılmasını dikte ediyordu. Nitekim İdlib’in güneyi ve Hama’nın kuzeyinde olan içinde bir gözlem noktamızın kaldığı bölgeyi de askeri operasyon ile kayıplara rağmen alarak, İdlib konusundaki kararlılığını göstermişti.

Anlaşmayı istemesinin bir diğer nedeni de Suriye’de artan İran varlığı idi. Eğer Rusya ve sdf çatışmaya başlarsa, İran kesinlikle bölgeye daha çok milis sevk edecek, kendisinden daha çok kazanım elde edecekti. İran’ın bu fırsatı kolladığını biliyordu. İran milisleri Akdeniz’e ulaşmamalı, Suriye kuzeyine girmemeliydi.

Ayrıca Suriye ordusu da mevcudunun büyük çoğunluğunu 9 yılda kaybetmişti ve savaşın yükünü çeken en yetenekli komutanları ölmüştü. Hava gücü de hava savunma gücü de eskidiği için bizzat hava savunmasını ve hava saldırılarını kendi yapmak zorunda kalmıştı.

Özellikle Halep kuzeyinde yer alan ve SDF kontrolündeki Tel Rıfat’ı Türkiye ve Muhaliflerden bizzat Rusya almalıydı. Böylece bölgede stratejik Minak adında bir hava üssü daha elde etmiş olacaktı. Çünkü elinde bulundurduğu üsler hemen her gün drone saldırısına maruz kalıyordu. Daha büyük bir saldırıya girişmek için daha önce Admiral Kuznetzov uçak gemisini Suriye açıklarına getirmişlerdi ama bu da oldukça maliyetli bir işti. Yeniden bu geminin buraya gelmesi daha çok masraf demekti ve bu şartlar altında o geminin de yapabileceği tek şey sadece zarar yazmak olurdu. Bunun yerine bir hava üssünü tercih ederlerdi.

Rusya’nın savaşın neticelenmesi halinde Abd ve Ab dezavantajlı duruma düşmemek için Türkiye’yi demokrasi ve özgürlük karşıtı, mülteci krizinin sorumlusu ve ışid tehlikesinin nedeni, Suriye savaşının azmettiricisi olarak ilan etmeliydi ki Şam yönetiminin değişikliğine karşı kendi varlığını devam ettirebilsin.

Pkk ile şimdi anlaşırsa, kuzeydeki savaşın neredeyse bitmesi ile buradaki pkklıları alıp İdlib’e getirebilirdi. Böylece daha az İranlı milisle çalışacağı için İran’a karşı olan yükümlülükleri de azalacak, Tahran’ın baskısı karşısında Şam’ı da güçlü tutacaktı.

Zaten Türkiye İdlib’te istenen sürede tek başına operasyon yapamamıştı. Eğer buraya kendisi operasyon yaparsa batı karşısında da terörizmle mücadele konusunda bir koz elde edecekti.

O sırada tıpkı Abd gibi kendisine karşı olan sdf yöneticilerini de ortadan kaldırır, kendisine sadık bir yapıyı Türkiye’ye karşı koz olarak kullanabilirdi.

Zaten savaşın başından beri 3,5 milyon Suriyeli Türkiye’ye yerleşmişti ve bunlar büyük oranda mevcut rejimin karşıtı idi. Tekrar Suriye kuzeyine bunların yerleştirilmesi affedilemez bir şey idi. Üstelik daha İdlib’de en az 3 milyon muhalif daha vardı ve bunlar da ülkeden uzaklaştırılmalıydı. Sırf bu neden bile başlı başına bir Türkiye karşıtlığı nedeni idi.

Suriye konusunda şimdilik anlaşmaya müsait iki süper güç Doğu Akdeniz’de birbirinin karşıtı konumdaydı ve özellikle İngiltere’nin kırmızıçizgisi Rusya’ydı. Yani Sam Amca ile uzun vadeli bir anlaşma olmayacaktı.

Her iki ülke açısından benim görebildiğim ‘’Barış Pınarı Hamlesinin’’ maksatları şimdilik bu kadar.

Eminim 5 Avrupa ülkesinin başlattığı silah ambargosu çabaları, Abd’den gelen yaptırımlar ve 2020 yılı içinde gelmesi muhtemel CAATSA yaptırımları, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımı ile yaşanan gerilim, Suriye’deki harekâta çıkmaza sokabilir. Bunlar da Abd ve Rusya harici etmenler diyebilirim.

Harekâtının ilk gününden beri Avrupa merkezli başlatılan karalama kampanyaları adeta Türkiye’yi Saddam Irak’ına çevirme amacı gütmektedir. Bu durum bizi, tüm dünyaya karşı coğrafyanın getirdiği avantajları kullanmak yerine her tarafla ters düşüp kendi sınırlarımızda ördüğümüz duvarların ardına itecektir. Yaşadığımız ekonomik sıkıntıların yanı sıra komşu ülkelerin ekonomik girişimleri de Türkiye’nin izole edilmesi gayesini taşıyan girişimlerdir. Bu girişimler Suriye iç savaşı yüzünden maruz kaldığımız ekonomik, demografik ve sıhhi tehditlerden ayrı olarak değerlendirilmelidir.

Böylece Barış Pınarı Harekâtı ve Güvenli Bölge Planı Türkiye merkezli yeni bir krizi tetiklemiştir. Abd ve Rusya’nın Barış Pınarı Hamlesi dışında Avrupa ülkelerinin ve bölge ülkelerinin Türkiye’yi hem izole etme girişimleri de hız kazanmıştır.

Visits: 4
Hazır Site by Uzman Tescil