Ana Sayfa Yazarlar 11.09.2019 403 Görüntüleme

Yeni Türkiye’nin Yeni sorunu: Diplomalı İşsizler – A. Enes KAYABAŞI

Türkiye’de işsizlerin oranı artıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan verilere göre 2019 yılının Mayıs ayında 4 milyon 157 bin kişi işsiz olarak kayıtlara geçti. Söz konusu veriler 15 yaş ve üstü kişileri kapsıyor. Sadece 15-24 yaş aralığındaki genç nüfusun değerlendirildiği istatistikte ise işsizlik oranı yüzde 23,3 olarak kaydedildi. Burada da geçen yıla göre yüzde 5,5’lik bir artış söz konusu.

 TÜİK tarafından paylaşılan istatistiğe göre, 15-24 yaş aralığında olan, yani bir yüksek öğretim kurumundan yeni mezun olmuş kitlenin işsizlik oranı %34 bandında seyrediyor.

 Peki bu diplomalı işsiz ordusunun sebebi nedir? Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik durum var olan piyasaları oldukça kötü etkilerken yeni iş pazarlarının ve yeni iş verenlerin ortaya çıkmasına da engel oluyor. Bu yazıda istatiksel verilerden ziyade ağırlıklı olarak diplomalı işsizlerden ve yeni mezun olan insanların neden iş bulamadıklarından, iş bulma sürecindeki sıkıntılardan bahsetmek istiyorum. Yine de bir ön bilgi olarak Türkiye’de sermayenin ve firmaların ortalama olarak 2017 yılından itibaren devamlı olarak küçülmeye gittiğini, çoğu sektörde işten çıkarmaların arttığını ve yatırımların azaldığını söylemek gerekiyor.

Türkiye’de neden bu kadar fazla üniversite öğrencisi var?

Sürekli yaşanan değişimler sonucunda düzeni oturmuş ve kaliteli olmaktan uzakta bulunan bir eğitim sistemine sahip olduk. İlköğretim okullarından itibaren düşük kalitede eğitim alan öğrenciler için düşük kalitede üniversiteler açılıyor. Her şehire bir üniversite söylemiyle Anadolu’nun ücra illerinde kurulmuş üniversitelerin dahi  kontenjanları çoğunlukla doluyor, üniversiteye geçiş sınavının baraj puanını zar zor aşabilmiş öğrenciler yerleşebilecekleri bir bölüm bulabiliyorlar. Neredeyse Türkiye’nin her şehrine, yeterli altyapı ve öğretim elemanı olmadan üniversite açıp süratle yol kat edilebileceğini düşünenler sayesinde bugünlerde 4 sene boyunca yetersiz eğitim alan, 4 sene boyunca herhangi bir meslek dalında tecrübe edinememiş diplomalı işsizler kara kara düşünüyorlar. Meslek liselerinde de durum ne yazık ki farklı değil. Meslek liselerinde en çok tercih edilen bölümlerden olan muhasebe ve lojistik alanındaki iş verenler işe alacakları kişilerin en az MYO (Meslek Yüksek Okulu) mezunu olmalarını istiyorlar. Hal böyleyken “Meslek” lisesi mezunu kişiler meslek liselerinin mantığına ters bir şekilde MYO yahut 4 yıllık lisans bölümleri okumak durumunda kalıyorlar. Bu ve bunun gibi sebeplerden lise mezunu gençlerin büyük çoğunluğu meslek hayatına atılmak yerine üniversite okumayı tercih ediyorlar.

 Her şehre bir üniversite planından bahsetmişken, bu açılan üniversiteler sayesinde insanların o şehirlerde eğitim gördükten sonra aynı şehirde iş hayatına devam edecekleri söylemi sık sık kullanılıyordu. Tabii öğrenci nüfusu artan bir şehrin ekonomik olarak da rahatlayacağı varsayılıyordu.                                                                             Peki durum gerçekten böyle mi? Öğrencilerin ekonomiye katkısından bahsetmek gerekirse evet bu büyük ölçüde doğru.

Peki durum gerçekten böyle mi? Öğrencilerin ekonomiye katkısından bahsetmek gerekirse evet bu büyük ölçüde doğru.

Yurt Tipi KYK Yurt Ücreti Depozito Ücreti
1.Tip KYK Yurtları 200 ₺ 273 ₺
1.Tip KYK Yurtları 215 ₺ 294 ₺
2.Tip KYK Yurtları 250 ₺ 342 ₺
3.Tip KYK Yurtları 280 ₺ 383 ₺
3.Tip KYK Yurtları 340 ₺ 465 ₺
Kıbrıs KYK Yurtları 300 ₺ 400 ₺

 Üniversite okuyan gençlere KYK tarafından 500TL öğrenim bursu yahut kredisi veriliyor. 2019-2020 eğitim öğretim yılında en ucuz KYK yurdu (6-8 kişilik) 200TL olmuş durumda. Şayet üniversite okuduğunuz ilde bir ev kiralamak isterseniz ve bu il Anadolu’da ise çoğunlukla şöyle bir durumla karşılaşıyorsunuz: Normal şartlarda aileye yahut bekar çalışana 500TL’ye kiralanan bir dairenin öğrencilere neredeyse 2 katına kiralandığına şahit olabilirsiniz. Bunun sebebi ev sahiplerinin, öğrencilerin 2-3 kişi eve çıktıklarını ve kirayı bölüşerek ödediklerini bilmelerinden kaynaklanıyor. Üniversite civarına açılan kafeler, sosyal aktivite mekanları ve dükkanlar belirli semtlerin ciddi ölçüde gelişmesini sağlıyor. Özellikle il dışından okumaya gelen öğrenciler gerçekten o şehri kalkındırmak konusunda büyük bir yapıtaşı haline geliyorlar.  Peki ya o şehirde doğmuş, büyümüş ve o şehirde üniversite okuyan gençler mezun olduktan sonra iş hayatına da mı aynı şehirde atılıyorlar? Bunun cevabı genellikle koca bir hayır oluyor, Anadolu illerinde iş sahalarının oldukça dar ve kalifiyeli işçiye ihtiyacın az olması mezun öğrencileri Batı illerine itiyor. İstanbul, Ankara, Bursa, Kocaeli ve İzmir gibi iş alanının daha geniş olduğu, sanayii ve hizmet sektörünün toplandığı illerde iş bulma imkanları daha yüksek olduğu için bu illerde iş aramayı ve bir hayat kurmayı tercih ediyorlar.

Üniversite öğrenimi görenlerin net sayısı

  Bir üst başlıkta bahsetmiş olduğumuz sebepler dolayısıyla 2002 yılında Türkiye’de 76 adet üniversite varken, 2019 yılında Türkiye’deki üniversitelerin toplam sayısı 200’ü geçmiş durumda. Bu 203 üniversitede öğrenim gören öğrencilerin net sayısı 7.740.502 iken 2019 yılında üniversite sınavına giren öğrencilerin sayısı 2.446.51 oldu.

Bu sınav sonucunda üniversiteye yerleşen öğrencilerin net sayısı ise şöyle:

Ve 2017-2018 yılında mezun olan öğrencilerin net sayısı 845859’dır. 2019 yılı verileri henüz açıklanmamıştır.

Veriler ve grafikler https://istatistik.yok.gov.tr  sitesinden alınmıştır.

Üniversite mezunları neden iş bulamıyor?

 Bu konu hakkında birçok değişken var fakat yüzeysel olarak bahsetmek gerekirse:

İş sektöründe ihtiyaç duyulan eleman sayısından daha fazla mezun verilmesi bu olayın ana sebeplerinden birisi oluyor. Erken yaşta bir meslek sahibi olmak yerine üniversite okumayı tercih eden gençlerin birçoğu ne yazık ki yetersiz bir eğitimden geçiyor, staj gibi deneyim sağlayacak aktivitelerde bulunamıyor. Okulların çoğu köklü okullara nazaran daha yeni olduğundan altyapı yetersizliği, eğitmen eksikliği gibi problemler bulunuyor. Öğrenci kültürü henüz oturmamış olan okullarda öğrenci kulüpleri bile olmayabiliyor, eğitim sırasında öğrenci kulüpleri hem kişisel gelişim hem de mesleki gelişim açısından bulunmaz bir nimet iken birçok üniversitede ne yazık ki kulüpler bulunmuyor yahut yetersiz kalıyor. Mesleki bilgi konusunda yeterli olmayan mezunlar firmaların çoğu tarafından tercih edilmiyor. Ayrıca firmaların çoğu yeni mezun olmuş ama 2 ila 3 yıl iş tecrübesi bulunan eleman arayışı içerisinde. Üstelik bu firmaların çoğu staj programlarını iş tecrübesinden saymıyor ve üniversite eğitimi sırasında kendi alanlarında doğal olarak çalışamayacak olan bu yeni mezunlar kısır bir döngü içerisine giriyorlar. Deneyimsiz yeni mezunları kabul eden firmaların çoğu da ne yazık ki emek sömürüsü yapıyor ve fahiş maaşlar ile yeni mezunlardan yararlanmaya çalışıyorlar.

Bir diğer problemi ise şu şekilde açıklayabiliriz:                                                                                                             

Örnek olarak matematik bölümü mezunu bir kişiyi ele alalım, bu kişi şayet kendi alanında bir iş bulamamış ise kendi alanına yakın sayısal beceri gerektiren muhasebe, bilgisayar programcılığı gibi bölümlere yönelip bu alanlarda iş sahibi olabiliyor. Bunun sonucunda muhasebe mezunu kişinin iş alanı daralabiliyor ve ne yazık ki bir diplomalı daha işsiz kalabiliyor. Aynı şekilde İngiliz Dili ve Edebiyatı okumuş bir kişinin pedagojik formasyon alıp İngilizce öğretmenliği yapması da bu gibi konulara örnek verilebilir. Etik yönünden hiçbir sıkıntısı bulunmasa da artan bölüm ve üniversite sayıları sonucunda bir alana gerekenden fazla mezun çıkartılıyor ve bunun sonucunda elinde diplomasıyla senelerce iş arayan, bulamadığı takdirde mezun olduğu bölümden farklı iş alanlarına yönelen mezunlar ortaya çıkıyor.

Özel yahut kamu fark etmeksizin kurumlarda torpil ve tanıdık (hafifletilmiş hali ile “network”) olayları yeni mezunların en çok yakındığı konulardan biri. Yeni mezunların çoğunlukla dillendirdiği konulardan biri de Türkiye’de liyakat kavramının yozlaşmış olduğu, kritik konumlar söz konusu olmadıkça işe alım konusunda liyakatın değil tanıdığın esaslı olduğu.

Son dönemlerde oldukça popülerleşen ve önemi artan, neredeyse her sektör için zorunluluk haline gelen grafik tasarım, içerik yazarlığı, reklamcılık, sosyal medya yöneticiliği ve benzeri gibi dijital alanlara yönelen bu alanlarda eğitim gören ve bu alanda şansını deneyen yeni mezunlar da birçok problemle karşılaşmaktalar. Şu şekilde açıklıyorlar: Bu alanlarda kemikleşmiş kadrolar var ve bu kadrolar birbirleri arasında tabiri caizse sürekli iş paylaşımı ve yönlendirmesi yapıyorlar. Bu da sektöre girmeye çalışan insanların, bu kemikleşmiş ve isim yapmış çalışan kadro karşısında o sektörde tutunmalarını ve devamlı bir iş bulmalarını zorlaştırıyor.

Acaba üniversite mezunları iş beğenmiyor mu?

Bu konu öznel bir konu olduğu için elimizde istatiksel bir veri bulunmuyor. Çevremizdeki üniversite mezunlarından duyduğumuz ve araştırdığımız kadarıyla bu konu hakkında şunları söyleyebiliriz.

 4 sene boyunca hayalini kurdukları meslek üzerine lisans eğitimi görmüş yeni mezunların alanlarında iş bulamadıkları için zaman zaman kasiyerlik, satış danışmanlığı gibi lisans eğitimi gerektirmeyen işlerde dahi çalışabiliyorlar. Tabii bu onların arzu ettiği bir durum değil, bu olay genellikle sancılı ve uzun bir iş arama döneminin ertesinde gerçekleşiyor. Aile ve çevre baskısından dolayı genel olarak 6 ay ile 1 sene iş aradıktan sonra, şayet kendi alanlarında iş bulamamışlar ise kendilerini, içerisinde bulundukları hane ekonomisine katkı sağlamak zorunda hissediyorlar ve bu gibi alanlarda çalışmaya başlıyorlar.

 Aile ve çevre baskısı sonucunda çalışmak istedikleri alanlar dışında ve hayal ettikleri maaşın çok altına çalışmak durumunda kalan yeni mezunlar çoğunlukla kendilerini hoşnutsuzluk veya duygu durum bozukluğu içerisinde buluyor, bu memnuniyetsizlik de çevreleri tarafından “İş beğenmiyor” olarak adlandırılıyor. Bu söylemin bir diğer sebebi de eski jenerasyonun “ne iş olursa yaparım” düşüncesi yeni jenerasyonu anlayamamasına sebep oluyor. Toplamda 16 yıl boyunca eğitim almış insanların kasiyerlik yapmak istememelerini “şımarıklık” olarak algılıyorlar.

Diplomalı işsizlerin iş arayış sürecinde karşılaştığı sıkıntıları bir yeni mezuna sorduk

  A. 2018 Yılında Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dilbilimi bölümünden başarıyla mezun oldu.  Öğrenimi sırasında dil eğitimi almak için Amerika’ya gitti, bu eğitimin tüm masraflarını kendisi karşıladı. Ayrıca öğrenimi sırasında staj yapmaya karar verdi, kendi alanında staj yapabileceği bir kurum olmadığı için kendi alanı dışında (Dijital pazarlama) özel bir kurumda yaz aylarında staj yaptı.

 Mezun olduktan sonra Türkiye’de dilbilim konusunda akademisyenlik dışında bir iş sahası olmadığını bildiğinden ikinci bir dilin eğitimini almak üzere yurt dışında bir dil okuluna gitti, 1 yıl sonra Türkiye’ye döndü ve iş arama serüveni başladı.

 İnternette bulunan iş ve işçi arama platformlarına kaydını gerçekleştirdi ve birçok platforma özgeçmişini yükledi. Ana dili gibi bildiği İngilizce ve ileri seviyede öğrendiği İspanyolca, çevirmenlik ve tercümanlık gibi iş sahalarında ona yardımcı olmadı. İşverenler dil yeterliliğine bakmaksızın kat’i surette mütercim tercümanlık mezunu olması gerektiğini söylediler. Birkaç ay sonra yabancı dil ile alakalı sektörlerde düzenli bir iş bulamayacağını anlayan A., üzerine staj yaptığı “Dijital Pazarlama” sektörüne yöneldi. Bu alan ile ilgili birkaç ay boyunca seminerlere katıldı, eğitimler aldı ve kurslara gitti. Teoride bu iş alanına dair neredeyse her şeyi öğrenen A., teorik bilgisini pratiğe dökebilmek için heyecanla tekrar iş aramaya başladı. Bir süre boyunca başvurduğu kurumların hiçbirisi geri dönüş yapmadı. Daha sonra deneyim gerektiren ya da gerektirmeyen fark etmeksizin birçok iş ilanına başvurdu. Bu süre zarfında çevresindeki kişilere de özgeçmişini iletti. Başvuru yaptığı ilanların bazıları A’yı genel yetenek ve kişilik testlerini geçmesi dahilinde sonra A.’yı yüz yüze görüşmek üzere çağırdılar. Görüşmelerde A’nın özgeçmişini hiç incelememiş olacaklar ki “Sen deneyime sahip değilsin, biz ne yazık ki deneyimli bir eleman arayışı içerisindeyiz.” diyerek geri çevirdiler. Yetiştirmek üzere eleman arayan iş verenler A’yı görüşmeye davet ettiler. Hepimiz “yetiştirilmek üzere eleman” kavramını bilir ve şu şekilde tanımlayabiliriz: Size asgari ücret teklif edilir ve işveren tarafından size iş öğretilir. Bu pozisyonda çalışırken umurunuzda olan şey aldığınız maaş değil, edindiğiniz tecrübedir. 1 ila 2 sene çalıştıktan sonra ya maaşınız artar ya da edindiğiniz deneyim ile diğer şirketlerde şansınızı deneyebilirsiniz. A., bu görüşmelere gittiğinde deneyim sahibi insanların dahi bu pozisyonlara başvurduğunu, bunun sebebinin küçülmeye giden şirketlerin işten çıkarttığı insanlar olduğunu öğrendi. Deneyim gerektirmeyen işlere dahi deneyimli kişiler başvururken vay A. gibi yeni mezunların haline!

 A., yaklaşık olarak 1 yıl boyunca iş aradı ve bu süre zarfında kendisini durmadan geliştirdi, lisans eğitimi bitmiş olsa dahi öğrenme süreci halen sona ermemişti. Psikolojik olarak yıprandı, geliri olmayan A. için iş görüşmelerine gitmek dahi masraflı bir hal almaya başladı. Bunun üzerine iş ararken bir yandan mağazalarda çalışmaya karar verdi. Görüşmek üzere bir giyim mağazasına gittiğinde işveren A’ya “Sen üniversite mezunusun, daha iyi bir iş bulduğunda burayı bırakır gidersin. Bize sürekli çalışacak eleman lazım” dedi. Birkaç mağaza ve market zincirinden daha bu yanıtı aldıktan sonra A., bu fikirden vazgeçti ve iş arama sürecine devam etti.  Bugün ise A’nın iş arama süreci halen devam ediyor.

İş arama sürecini anlattığımız A. kişisi adını vermek istemediğinden dolayı A. olarak adlandırılmıştır.

Video serisi:  Alanında iş bulamayanlar

Bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmak istiyorsanız ve “A.” gibi insanları tanımak istiyorsanız +90 isimli Youtube kanalının hazırlamış olduğu “Alanında iş bulamayanlar” video serisini izleyebilirsiniz:

Visits: 130
Hazır Site by Uzman Tescil