Ana Sayfa Yazarlar 10.09.2019 892 Görüntüleme

Başarının Sırrı: Sınır Tanımamak – Denizcan DEDE

Bu satırları, henüz 24 yaşını doldurmamış ve yüksek lisansa Ankara Üniversitesi’nde
yeni başlamış, “yolun başında” biri olarak yazıyorum. Hâliyle tecrübe ve bilgi bakımından
elbette eksiklerim bulunabilir. Gelgelelim, bazı kaynaklarda Nurullah Ataç’a, bazılarında ise
Neyzen Tevfik’e atfedilen bir anekdot vardır. Söz konusu anekdota göre Neyzen veyahut
Ataç bir romanı sert bir şekilde eleştirince, “Fakat siz hiç roman yazmadınız ki?” eleştirisiyle
karşılaşmıştır. Kahramanımızın cevabı ise: “Ben hiç yumurtlamadım ancak yumurtanın taze
mi çürük mü olduğunu iyi anlarım” şeklinde olmuştur. Aynı şekilde gerek üniversite gerek
aile çevresi gerek siyasi ve kültürel çevrelerden gördüğüm, tanıdığım, keza çeşitli kitaplarda
ve diğer yazılı kaynaklarda okuduğum kadarından yola çıkıyorum ben de. Pek tabii, şahsi
tecrübelerimin de etkisi var bu yazdıklarımda. Konuya girecek olursam, bu yazıyı yazma
sebebim, tam da okul sezonunun açıldığı bu günlerde üniversiteye yeni giren veyahut tam şu
günlerde üniversite hazırlığına başlamış olan arkadaşlarımıza, meslek seçimi, kişisel gelişim
ve strateji konusunda elimden geldiğince tavsiyelerde bulunmak.
Lisans eğitimi olarak tarih mezunu, halihazırda da Çağdaş Türk Lehçeleri ve
Edebiyatları yüksek lisans öğrencisi olan biri olarak, tahmin edebileceğiniz üzere yazımda
genel olarak sözelci arkadaşlara hitap edeceğim. Gelgelelim, biz tarihçilerin çok kötü bir huyu
vardır. Konu kendi sahamızda ise lafı uzattıkça uzatırız, elimize sazı bir vermeyegörün,
konudan konuya atlar, en sonunda başladığımız noktayı biz bile unuturuz! O yüzden sözel
konusunu en sona alacağım. İlk olarak EAcılara hitap ederek başlayayım. Elbette aklınızda
farklı farklı bölümler var ancak ilk tavsiyelerimi “ticari” hedefleri olan arkadaşlara yönelik
yazıyorum. Çünkü şahsen Türkiye ve Türk dünyasında gördüğüm en büyük eksik, “yerli ve
milli girişimci”. Girişimci, iş adamı, sermayedar derken aklınıza dağa taşa apartman dikmek
ya da ithalat yapmak gelmesin sakın! Kastım Elon Musk, Mark Zuckerberg, Bill Gates, Steve
Jobs gibi insanlar! Ve bu insanların çoğu, hiç tahmin edemeyeceğiniz noktalardan yola çıktı!
Google dediğimiz arama motoru bir öğrencinin garajında kurulmuştur mesela! Mark
Zuckerberg de Facebook’u üniversite içi bir arkadaşlık ağı olarak inşa etmiştir. Bakın, ufak
fikirler nasıl kar topu gibi büyüyebiliyor! O yüzden size ilk tavsiyem, “kolay yoldan zengin
olmak”, “ucuza ihale kapatmak” yerine uzun vadeli düşünmeniz. Şu an Türk dünyasında Rus,
Amerikan ve Çin şirketleri etkin ise, Türkiye’nin çoğu kilit sektörü yabancıların elinde ise,
bunun sebebi “rekabet edebilecek girişimci” çıkaramamamızdan. O girişimciler de müteahhit
zihniyeti ile çıkmaz. Dünyanın bilişim ve nanoteknoloji ile ilerlediğini bilmelisiniz, geleceğin
sektörlerine kafa yormalısınız. Her şeyden önce, “maverick” olmalısınız! Maverick, İngilizce
“başı bozuk”, “sürüye göre hareket etmeyen” manasına gelen bir sözdür. Bundan çıkarmanız
gereken “topluma aykırı olun, marjinal olun, atarlı giderli olun” değil elbette! Kimsenin
düşünemediğini düşünmek! Mesela, dönemi için Fatih Sultan Mehmet’in gemileri karadan
yürütmesi, Atatürk’ün savaş taktikleri, Ford eski genel müdürü Lee Iacocca’nın “acımasız”
ama “başarılı” hamleleri, bunların hepsi birer “maverick”lik örneğidir. Steve Jobs başlı başına
“maverick” bir karakterdir. Bu konuda daha fazla örnek için size çok değerli ağabeyim Mete
Aksoy’un “Savaşçının Dokuz İlkesi” kitabını tavsiye ederim, kendisi iş dünyasında da
başarısını kanıtlamış ve sosyal medya üzerinden ulaşabileceğiniz biri. Her alanda başarılı
olmak isteyen gençler için, özellikle de iş dünyasına atılmak isteyenler için önemli bir kitaptır
bu. Başka bir husus ise, bölüm tercihi. Elbette işletme gibi ekonomi gibi bölümler spesifik
olarak iş dünyasına yönelik oldukları için bu konuda ilk akla gelenler. Keza, endüstri
mühendisliği de son yıllarda bu konuda popüler olmakta. Bu tarz bölümlere girer girmez,
başta çok uluslu şirketler olmak üzere staj fırsatlarını değerlendirmek, mümkün ise CEOlar,
fabrikatörler ve bu işin içinde olan benzer insanlar ile yüz yüze kontak kurmak da önemlidir,
zira bu insanlar tecrübeleri ile size yol gösterebilir.

Geleceğin “girişimcilerine” naçizane tavsiyem ise, hukuk bölümüne yönelmeleridir.
Zira ticaretin büyük bir kısmı hukuk alanına giren meselelerden oluşmaktadır. Yarın bir gün
işinizi kurduğunuzda, hukuki konularda danışman desteğine ihtiyaç duymaksızın veyahut
minimum ihtiyaç duyarak, kendi göbeğinizi kesebilirsiniz. Bu konuda önemli olan husus ise,
tercih edeceğiniz üniversitenin hocalarıdır. Hukukun ticaret ile kesişen bölümlerinin
derslerine giren hocalarınızın alanında yetkin olması ve mümkünse tecrübesinin (mesela
büyük şirketlerde hukuk danışmanlığı vb.) olması mühimdir. O yüzden, tercih yapmadan
önce, üniversitelerin internet siteleri üzerinden akademik kadroyu incelemenizi, hocaların
CV’lerine bakmanızı ve mümkünse Google’da aratmanızı tavsiye ederim.
Gelelim sayısalcılara… Genel olarak duyduğunuz şey “doktor/mühendis/eczacı ol
kendini kurtar”dır, hatta eczacılık maalesef son yıllarda bu listeden düşmektedir, bunu eczacı
bir anne babanın oğlu olarak çevremden gözlemlemekteyim. Ben size yine aynı şeyi
öneriyorum, MAVERICK OLUN. Elbette aileniz, akrabalarınız, konu komşunuz iyiliğinizi
düşünüyor. Ancak unutmayın ki onlar 21. yüzyılın değil, 20. yüzyılın zihniyetiyle
düşünüyorlar. Gelecekte robotlaşma, elektronikleşme gibi meselelerle günümüzdeki
mesleklerin çoğunun anlamsızlaşacağı sıkça konuşulmakta. O yüzden sadece günümüzün
mesleklerini değil, geleceğin mesleklerini de göz önünde bulundurun. Yazılım, bilgisayar gibi
konulardaki mühendislikler, “nanoteknoloji” ile ilgili alanlar ve pek tabii ki genetik
mühendisliği… Çin’de AIDS’e dayanıklı bebek üretilmişken, Estonya gibi bir ülke,
yüzölçümünden daha fazla elektronik alana sahipken, ne olur, ülkemin gençleri de “bu işten
kolay para kazanılıyormuş” diye hareket etmesin. Türkiye’mizin dünyayı yakalamasına ve
hatta ulu önder Atatürk’ün dediği gibi “muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkması” için
sizin parlak dimağlarınıza ihtiyacımız var. Endüstri 4.0.’ı aşmak üzere olan dünyamıza göre
hareket edin, mesele para pul ise de merak etmeyin. Kendinizi geliştirmeye, geleceği
yakalamaya odaklı davranırsanız her kapı da size açık olur.
Dil ve sözel konusunu ise birlikte alacağım. Çünkü ikisi de çok iç içe alanlar. Ancak
ilk başta dil bölümlerini ticari olarak alayım. Dil yeteneğiniz varsa ve ticari olarak “yolunuzu
bulmak” istiyorsanız en büyük tavsiyem kendinizi az bilinen dillerde geliştirmenizdir. Mesela
basit örnekler olarak, bu ülkede Almanca bilen bir şekilde bulunur ancak Felemenkçe bilen
biraz daha azdır. Diyelim ki Alman Dil ve Edebiyatı bölümünü eskaza tutturdunuz, bir
yandan da İsveççe, Felemenkçe gibi nazaran az kişinin bildiği dillere kasarsanız,
çevirmenlikten tutun da o ülkelerde belli şirketlerin bayilerine kadar iş bulabilirsiniz. Tabii ki
İspanyolca, Arapça, Farsça, Çince, Japonca, Hintçe gibi diller de bu özelliktedir, o yüzden bu
bölümleri de düşünebilirsiniz. Ancak kişisel çaba ve hırsınız olmalı ki, o bölümlerde
tutunabilesiniz ve okuldan öğrendiğiniz şeyler, edebi kalıplar ve gramer kurallarıyla sınırlı
kalmasın. Dilleri üzerine okul okuduğunuz ülkeler üzerinde özellikle araştırma yapmanızı
öneririm, görgü kurallarından ticaret ahlaklarına kadar. Unutmayın ki, bir millet ve coğrafya
üzerinde “uzman” olursanız, akademik kariyer dışında da önünüzde çok kapı açık olur. Bu
benim bölümüm olan Türkoloji için de geçerlidir. Hazar petrollerine rağbetin yoğun olduğu
bu günlerde herhangi bir Hazar doğusundaki Türk lehçesini, misal Kazakçayı iyi bilen ve
Kazak kültürünü, mantalitesini, tarihini hatmetmiş biri olmanız, size bu coğrafyada iş yapan
insanlar için biçilmiş kaftan olma olanağı sağlar. Ancak biraz “yırtık” olmalısınız ve orada iş
yapan insanlarla olsun, Türkiye’de yaşayan o ülkenin vatandaşlarının bulunduğu STK ve
derneklerle olsun bağlantınızı daha üniversitenin ilk zamanlarından kurmanız lazım.
Gördüğünüz üzere mesele “X ol kendini kurtar”dan ibaret değil. Becerileriniz ve ilgi
alanlarınıza göre çeşitlilik gösterecek şekilde önünüzde çok yol var eğer maksadınız ticari
olarak öne çıkmak ise. Ancak size temel tavsiyem şudur ki, eğer uluslararası alanda iş güç
kurma fikriniz var ise, attığınız her adımda, söylediğiniz her sözde “Türkiye’mi nasıl temsil

ediyorum acaba?” diye düşünün. Maalesef soydaş Türk ülkelerine giden insanların yanlış hal
ve hareketleri yüzünden, Türkiye’ye olan güvenin sarsıldığı anlar oluyor. Aynı durum Batı
dünyası ve genel olarak dünya genelinde de geçerli. Eğer Türkiye’nin imajından
rahatsızsanız, bunu düzeltmek biraz da sizin elinizde. Türk dünyası olsun, Uzak Doğu olsun,
Batı dünyası olsun, ülkemizi iyi temsil etmek biz yeni nesillerin elinde. Mesela İspanyolca
üzerine çalıştınız ve Latin Amerika’da iş yapıyorsunuz. Karşınızdaki Perulu, iş yaptığı
adamın Mario Vargas Llosa hakkında uzun uzun konuşabilecek ve aynı zamanda İnka tarihine
hâkim biri olduğunu fark ederse, size ve Türklere olan bakışı baya olumlu olur. Keza,
Arjantinli biri de karşısında Türk sermayesini temsil eden kişinin Arjantin mutfağını, Astor
Piazzola’yı, Arjantin edebiyatından Borges’i yetkin bir şekilde bildiğini fark ederse, bir daha
yine Türklerle iş yapmak isteyecektir. Bu Hollandalı için de böyledir, Kırgız için de Faslı için
de, Japon için de. O yüzden ne olacaksanız en iyisi olun ne yapacaksanız en iyisini yapın,
mühim olan ülkemizin imajını zirveye çıkarmaktır.
Şimdi en çetrefilli kısma geldik, yani akademik kariyer hedefleme mevzusuna! Kendini
akademisyen olmaya adamış biri olarak, ilk olarak şunu söyleyeyim, Tarih, Çağdaş Türk
Lehçeleri ve Edebiyatları ve benzeri bölümleri seçen gençler akademisyen olmayı
hedefliyorlarsa burada iş epey bir çaba, ilgi ve tutkuya bakıyor. İlk olarak, üniversite seçimi
çok ama çok önemli. Seçeçeğiniz üniversitenin en tepe noktada olması şart. Koç, Boğaziçi,
Sabancı, Ankara, ODTÜ, Mimar Sinan, İstanbul, Yeditepe, Ege, Hacettepe ve benzeri, belli
başlı üniversiteleri seçmez iseniz pek şansınızın olacağını söyleyemem. Ancak özellikle
ÇTLE bölümlerinde, şehir üniversitelerinde dahi belli spesifik konularda uzmanlaşmış hocalar
olabiliyor ve bu size bir prestij kazandırabiliyor, bu tamamen ayrı bir konu. İlk olarak,
Türkoloji/Türkiyat alanında uzmanlaşmayı hedefliyorsanız, Tuncer Gülensoy’un “Genç
Türkolog Adayına Açık Mektup” yazısını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Eminim
tavsiyeler çoğunuzun gözünü korkutacak ve maalesef bazılarınızı hayallerinden
uzaklaştıracaktır. Bu konuda şahsen yapabileceğim bir şey yok, zira akademik kariyer
istiyorsanız poliglot(çok dilli) ve polimat(hezarfen/birden fazla disiplinde uzman) olmanız bu
dönemde elzemdir. Benim tavsiyelerim Tuncer hoca kadar ağır olmasa da, şunları
söyleyebilirim:
a) Kesinlikle İngilizce haricinde birkaç dil öğrenin, tarihte çalışmak istediğiniz alana
göre bu değişir. Ortaçağ Batı Tarihinde Latince’nin önemli olması, İslam tarihinde
Arapça ve Farsça’nın önemli olması gibi. Ancak Rusça, Fransızca, Almanca gibi diller
de araştırmanızda her zaman fayda sağlayacaktır.
b) Birden fazla disiplinde uzman olun. Mesela Köprülü’yü Köprülü, Arsal’ı Arsal,
Akçura’yı Akçura yapan, dönemlerinin sosyolojik yapısını, sınıf kavramının
sosyolojide ortaya çıkışını iyi okumalarıdır. Belli bir iktisat, sosyoloji ve siyaset bilimi
bilgileri olmasaydı, böyle yapıtlar çıkaramazlardı. Ancak biz daha farklı bir çağdayız.
Tarihi göç yolları genetik delillerle ispatlanabilmekte, dilsel akrabalıklar bilgisayar
programlarıyla otomatik olarak gösterilebilmekte, bir kemikten kemiğin tahmini yaşı
karbon 14 metoduyla tespit edilebilmekte. Misal ben kendi adıma, tarih, dilbilim,
genetik ve antropoloji/etnografya dallarını birleştirerek bir senteze varma
hedefindeyim, özellikle Türklerin Hun döneminden dahi önceki “proto” çağları
konusunda. O yüzden tavsiyem, “maverick” olun ve kimsenin tahmin edemeyeceği
sentezlere, yeni bilimsel gelişmelerin ışığında varmaya çalışın. Unutmayın, nasıl
girişimcilik müteahhitlikten ibaret değilse, tarihçilik ya da dilcilik ise bilmem hangi
yazarın çalışmalarını derlemekten, bilmemne arşivinin tıpkıbasımını yayınlamaktan,
bilmem hangi köyün manilerini derlemekten ibaret değildir. Çok yönlü olun, çığır
açın.

Son maddeye bir ekleme yapmak istiyorum. Bu tespitim topa tutulabilir, zira çok
cüretkâr bir tespit olduğuna katılıyorum ancak Türk tarihçiliğinde son yüzyılda iki büyük ve
çığır açan tarihçi vardır: Fuat Köprülü ve Osman Karatay. Elbette belli başlı büyük sosyal
bilimcilerimiz var ancak en “çığır açanlar” ikisidir. İkisini diğer tarihçilerimizden ayıran ise,
kendini tekrar etmemektir. Çoğu tarihçimiz, zaten bilinen, zaten kayda geçmiş, zaten elde
olan bilgileri tekrar edip değişik şekillerde sunmakla yetinmektedir. Bu yüzden de özellikle
dünya çapında yapılan anti-Türk propagandaya cevap vermekten aciz kalıyoruz. Gelgelelim,
bu iki isim “sınırları aşmak”, “kalıpları yıkıp yeni tezler ortaya koymak” gibi konularda
geleceğin sosyal bilimcilerine büyük emsal teşkil etmektedir. O yüzden önce Köprülü hocayı,
sonra da Karatay hocayı okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Bunun yanı sıra, genetik-tarih ilişkisi konusunda, Facebook’ta hem grubu hem sayfası,
Twitter ve YouTube’da ise hesapları olan “Turkish DNA” veyahut “Turkish DNA Project”i
takip etmenizi, ufkunuzun açılması için öneririm.
Son olarak, elbette sınırlı alanlar hakkında yazdım, elbette Psikoloji, Sosyoloji, Siyasal
vb. alanlarda uzmanlaşmak isteyen gençlerimize bu yazı yeterince hitap etmiyor gibi
görünebilir. Ancak belirmek istediğim husus şu ki, tarihçilikte bahsettiğim multidisipliner
olmak veyahut da iş dünyasında bahsettiğim “maverick” olmak aslında genel tavsiyelerdir ve
hemen her bölüme uygulanabilir(ki, başka bir sosyal bilim bölümünden mesela psikoloji veya
sosyolojiden tarih veya dil ile ilgili bir bölümde çift anadal/yandal yapmayı düşünürseniz,
zaten otomatikman “hezarfen/multidisipliner” olursunuz). Yeter ki sınırları aşın, kalıpları
aşın, 20.yy’da takılıp kalmayın ve 21.yy insanı olmayı hedefleyin.

Visits: 170

İlginizi çekebilir

Emre Karakaya – Hoş Bulduk!

Emre Karakaya – Hoş Bulduk!

Hazır Site by Uzman Tescil